İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2013 Cumartesi

La Perle de l'Ionie... Smyrna...İzmir


İyonlar, Roma İmparatorluğu, Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluklarının koynuna sığındığı güzel şehrim benim. Tüm Dünya'nın güzelliğini konuştuğu İzmir'im. 
Benim için hayat 2 şehir demekti. İzmir ve İstanbul. Herkesin İstanbul'u farklıdır. Ben İstanbulumu burada yazmıştım. Sıra geldi aslolana.


İzmir, doğduğum büyüdüğüm şehir. Bana anne baba dedirten, okumayı öğreten mabet. İlk aşk. İlk dostluk. İlk kaçamak. İlk sevinç. İlk kayıp. İzmir ilk benim için.
İzmirin fuarı...
İzmirin kızı...
İzmirin denizi...
İzmirin kumrusu...
İzmirin boyozu...
İzmirin gevreği...
İzmirin çiğdemi...
İzmirin otları...
İzmirin saat kulesi...

İzmiri hep ama hep taparcasına sevdim. Değerini de en çok ayrıldıktan sonra anladım. 18 yıl boyunca İzmir'de nasıl izole bir ortamda yaşadığımızı... İzmir'li olmanın bize tüm dünyada tanınan o ayrıcalığını ve İzmir'li olmanın verdiği o dimdik duruşu, bitmez tükenmez o gururu.
Sokakta tanımadığın insanlarla korkmadan sohbet etmeyi, kapı önünde sabahlara kadar çay çiğdem sohbetlerini, kızlı erkekli kalabalık gruplara yargılamadan hatta biraz da tebessümle bakmayı İzmir'de gördüm ben.

İzmir demek en başta çağdaşlık demek, demokrasi demek, Atatürkçülük demek, hatta az biraz da faşistlik demek. Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir İzmirli - gerçek İzmirli - aynı tutkuyla savunur size tüm bunları. Ve bunlar yüzünden oldukça da "gavurdur" İzmir.
Herşeye rağmen devrilmemektir. Atatürk'ün partisinin 29 ilçesinin birini bile kaybetmediği tek topluluktur.
Herkesin 40 yaşından sonra yaşamak istediği şehirdir. Fahri memleketliliktir. Bundandır ki 1-2 ay bile İzmirde kalan İzmirliyim der.
"İzmir İzmirlilerin hem cenneti hem cehennemi. Kalanlar bir gün gitmek için, gidenler de bir gün geri dönebilmek için yaşar."


Peki benim İzmir'im..?
* Pazar kahvaltısında mutlaka boyoz ve yumurta bulunmasıdır.
* Çocukken Hilton FameCity'de saatlerce oyun oynamaktır.
* Çeşmede, en olmadı Bostanlı Şevki'de kumru yemektir.
* Otobüs kullanmamaktır. Yaz kış "karşı"ya vapurla geçmektir.
* Çocukken bir kere de olsa Kemeraltı'nda kaybolmaktır.
*Karşıyaka - Göztepe maçına gidip avazım çıktığı kadar Kaf Kaf çekmektir.
* 23 Nisan'da deniz sezonunu açmaktır.
* Hafta sonu Foça, Seferihisar, Çeşme, Dikili demektir.


*Her 5 mayısta yani hıdırellezde ateşten atlamak, gül ağacına dilek asmak, yol kenarlarından taşlarla modellenen dilekler demektir.
*80 çeşit pişmiş, pişmemiş ot demektir.
* Her köşe başında midyeci görmektir.
* Emiraleme pikniğe gitmektir.
* Kodonda çimlerin üzerinde yayılıp bira içmek, akşamları rakı balık yapmaktır.
* Kadın kadına kurulan rakı masalarını görebileceğiniz nadir kentlerdendir.
* Fuardır. Lunaparktır. Hayvanat bahçesidir. Göl Gazinosudur.

* Buca gölette yunuslu deniz bisikletlerine binmektir.
* Bornova'da konsere gitmektir.
* Alsancak'ta eğlenmektir.
* Karşıyaka'da yaşamaktır.
* En azından benim için nerelisin denildiğinde Karşıyakalıyım demektir.
* Evdir İzmir, ailedir.
* Bostanlı sahilinde bisiklet sürmektir.
* Pasaportta çay içip tavla oynamaktır.
* Denize karşı sahilde kahve içmektir.


*Tarihi asansöre çıkmaktır.
* 2 gram kar görüp çığlık çığlığa mutlu olmak, kara hasret yaşamaktır.
* Yasaklanan tüm milli bayramları 10 kat coşkuyla kutlamaktır.
* İzmir dışında yaşıyorsan her 35 plaka gördüğünde arabanın sahibini ailen gibi sevmektir. Bundandır ki uzaktaki İzmirliler bir şekilde birbirlerini bulurlar.
* Zeytinyağlı mis gibi yemeklerdir.
* Dalından erik koparmaktır.
* Sokaklarda bedava dökülen lokmadır.
* Kabak çiçeği ve enginar dolmasıdır.
* Arapsaçı, turpotu, deniz börülcesi, radika, kuzu kulağıdır.
* Körfezin o unutulmaz (!) kokusunu hatırlamaktır.
* Sabuncubeli'nden şehre inerken o son dönemeçte tüm şehri gördüğünde yaşadığın kalp çarpıntısıdır.
* Hayatını yaşamak için zaman zaman başka bir şehri seçsen de eninde sonunda geri dönebileceğini bilmektir.
* Efedir İzmir, zeybektir. Uzaktayken bir yerden kulağınıza Harmandalı müziği çalındığında gözyaşlarını tutamamaktır.
Hayattır İzmir.
Ömürdür.
En güzel ödüldür...

Devamını Oku »

15 Mart 2013 Cuma

InstaWeek # 3





Heyyy İzmire bahar geldi. Bahar demek misler gibi kokan rengarenk nergisler sümbüller demek :)





















Kapluşlar ve ben Öyle Bir Geçer Zaman Ki izliyoruz. Hem de pür dikkat (:





En güzel ders boş ders :)




Yeni başladım. Hakan Günday'ı çook uzun zamandır okumak istiyordum. Ama Az beni daha ilk sayfalarında aldı yere yapıştıdı. Kpss yoğunluğundan dolayı elime alamıyorum. Ama beni alt üst edeceğinden eminim!



Çekimlerinden beri merak ettiğim Kelebeğin Rüyası'nı gördüm sonunda. Film gerçekten iyiydi. Oyunculuklar dizilerden alışkın olmadığımız üzere fazlasıyla kaliteliydi. Film boyunca başka bir boyutta yaşadım sanki...
Çekimlerin kaliteside gözden kaçmayan ayrıntılardan biri. Bana birazcık Hayat Güzeldir'i hatırlattı.




Şarap...
Benim için kendimi dinlemek demek, huzur demek, ben demek.
Şarapsız olmaz..


Kadın..
İzmir...
Karşıyaka..
Chp..
Teşekkürler Cevat Başkan :)
Kadın...
Türkiye...
Kadın demenin bile tabu olduğu ülkemizde kadınlar günü, sömürüden de öte...
Kadınlar gününde Tarkan'ın yayınladığı mesajın altına gözümü kırpmadan imzamı da atarım bu arada. http://sosyalmedya-tr.com/sosyalmedya/tarkandan-kadinlar-gunu-mesaji.html




Alins Bostanlı da sonunda açıldı..
Yemekleri, ortamı bir harika..
Bu da eğlenceli servisleri :)







Ben..Sadece ben







Starbucks'ın uzun süredir denemek istediğim yeni kahvesi Risteretto Bianco. Farkı sadece süslemesi sanıyordum ama kahve de ayrı bi güzel. Köpüğünden olsa gerek diye düşünüyorum. Üzerindeki köpükhem çok yoğun hem de çok dolgun. Tercih listeme yerleşti.







Bilin bakalım bu ne :)






Kpss vesilesiyle bütün haftasonunu kursta geçiren zavallı ben Cumartesi iki sınav arasında kahvaltı yapabildim. Fiesta'yı özlemişim!!




Yopyoğun cumartesinin İzmirliye yakışan güzel finali.. O yorgunluğa 1 duble bana uyku hapı gibi geldi, olduğum yerde sızıp uyumuşum...





Issız adam da kimmiş? Havuçlu kekimi kimselere kaptırmam!




Cuma geldi bile. Hepinize iyi hafta sonları :)
Devamını Oku »

12 Mart 2013 Salı

Kahve Meselesi

Takip edenleriniz ya da beni tanıyanlarınız bilir. Benim için kahve hayatın vazgeçilmez nimetlerinden biri, olmazsa olmazımdır. Kahve tutkunu olanlar çok iyi anlarlar bu cümlenin altında yatan aşkı, tadı. Kahve sevmeyenler de hiçbir zaman anlam veremezler. Kahveci ya da çaycı olarak ikiye ayırırsak insanları ben KESİNLİKLE kahveciyim!
Hal böyle olunca da güzel kahve içmek isterim. Doğruyu söylemeliyim ki 6-7 sene önceye kadar kahve hastasıyım ben deyip, kahve niyetine 3ü 1 arada içenlerdendim. Şimdi ona kahve demiyoruz tabi. Kahve değil çünkü, başka bir karışım o bana göre. Zor durumda kalmazsam ağzıma sürmem, illa onlardan içeceksem de sade ve gold olanlarını tercih ederim. Asla süt tozu kullanmam. Kahve sütle içilir, tozuyla değil :)
Söz konusu sevdiğim şeyler olunca en iyisi olsun isterim. Öyle laf olsun diye içmem. Bir de ben alışkanlıklarımdan kolay vazgeçen bir insan değilim. Neye sarmışsam, itici bir olay olana kadar ona sağlanır giderim.
Kahve söz konusu olunca benim de ilk tercihim yadsınamaz bir şekilde tabi ki Starbucks. Nerocular da var ama ben Starbucksçılardanım. Söz burdan açılmışken, bizim toplumumuzda genel bir kanı var, Starbucksta bir kahveye 10 lira verilir mi diye? Bunu söyleyenler ikiye ayrılıyor. Birinci grup gidip te orda hiç kahve içmemiş olanlar. İkincisi ise kahveden anlamadığı için onlarca extraya kakalanmış olanlar. İtiraf etmeliyim ki 6 sene öncesine kadar ben de birinci gruptandım. Ama ne zaman Starbucksla tanıştım o zaman anladım bu muhabbetin tam bir sabun köpüğü olduğunu. Ben sütli filtre kahve içerim çoğunlukla, onun da küçük boy fiyatı 4,5 tl civarında. Öyle kahveye onlarca lira vermiyorum yani. E tabi sosu da olsun kremalı olsun, şu şurubu da koyalım dersen 10 lira da olur, 15 de. Ki sonuçta çıkan ürün de kahve dışında her şeye benzer. Bana göre kahve dedin mi, şekersiz az sütlü. Mis.


Bu arada son çıkardıkları Risteretto Bianco diye bir kahve var. Üstü şekilli. Ben diğer kahvelerden farkının sadece şekli olduğunu sanıyordum fakat tadı da ayrı bir güzel. Hala daha tam farkını bilmiyorum, köpüğünden olsa gerek. Ama tercihlerim arasına yerleşti kendisi.
Tüm bunların yanında Starbucksı sevmemin diğer bir nedeni rahatlığı. Ben kitaplarımı alıp ders çalışmaya, kitap okumaya gitmeyi çok seviyorum ve bunu bu kadar rahat bir şekilde yapabileceğim başka bir mekan da bulamadım henüz. Fikri olan varsa her türlü öneriye açığım. Sadece Türk Kahvesi içmek istediğim zaman Starbucksı tercih etmiyorum, çünkü o içtiğimiz türk kahvesi değil, başka bir tat, başka bir şey. Türk kahvesi zevkle içilir ve ben o zevki alamıyorum Starbucksta.
Son zamanlardaki vazgeçilmezim de türk kahvesinin yanındaki mini lokumlar. Her türlüsü güzel. Benim gibi kahveyi şekersiz içenler için güzel bir tat desteği :) Can Kardeşler Kuruyemiş'inkiler tem taze hem de tatları tam kıvamında.
Bu yazı birazcık reklam yapar gibi oldu ama unutmayalım ki bu kişisel bir blog, ve yazdıklarım da benim kişisel düşüncelerim, deneyimlerim.
Eleştirel bir nokta yok mu? Tabi ki var. İzmirdeki Starbucksların hiçbiri rahat değil, Pasaporttaki dışında. Çok ortalık yerlerde, küçük mekanlar sıkış tepiş durumda. Kafa dinlemeye değil, kafa şişirmeye gidiyoruz sanki. İstanbuldakilerin rahatlığından konforundan eser yok İzmirdekilerde. Avmlerdekiler zaten açık alana orta yere sıkıştırılmış durumda. Lokasyon konusunda İzmire daha fazla önem verilmeli diye düşünüyorum. Bu da benden bir serzeniş.
Bostanlıda da Has Kahvenin ortamını seviyorum. Türk kahvesi güzel ama Franbuazlı Pastası bir harika.
Ama İzmir deyince, kahve deyince akla gelen ilk yer Sakız Adası. Kahvenin yanında soğuk su içinde damla sakızıyla sunuyorlar. Bir kere sunumda yakalıyor sizi. Tat muhteşem. Ayrıca aklınıza gelmeyecek çeşitte kahveleri var. Rakılısından tutun likörlüsüne çikolatalısına kadar geniş bir seçeneğe sahipsiniz.
Kahve candır, vazgeçilmezdir.
Ne demiş atalarımız bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
E söz konusu kahve olunca içildikten sonra kapatılan fal da kaçınılmazdır :)
Devamını Oku »

5 Mart 2013 Salı

Bir Keşkeye Daha Yer Yok

18 yaşında hayat fazlasıyla zordu. Hem okul, hem de Öss... Bir de aşık olmuştum üstelik! Ne büyük heyecandı benim için. Gözüm ondan başkasını görmüyordu. Artık hayatım boyunca hep o yanımda olacaktı.  (Aptal aşık yengeç) Keşke daha aklı başında olsaydım!
19 yaşında hayat fazlasıyla güzeldi. Üniversiteyi kazanıp İzmirden İstanbula geldim. Artık yalnız başıma koskoca bir şehirdeydim. Bağımsızdım. Kendi hayatım, kendi evim vardı. Yeni insanlar tanıdım. Yüzlerce. Bir yıl içinde yüzlerce... Okul, Taksim, ev, gece gezmeleri, sabahlamacalar... Aşk mı, yok canım zaten onunla olmazdı. Keşke daha çok kendimi dinleseydim!
20 yaşında hayat fazlasıyla heyecanlıydı. Aşık oldum! Hem de çok! Hayatımdaki en güzel günlerimi geçiriyor, sürekli mutlu geziyordum. Keşke onunla daha fazla vakit geçirseydim!
21yaş..
22yaş..Hayat fazlasıyla karışıktı...Nereden bilebilirdim ki o zamanlar beni en çok mutlu eden insanın canımı da en çok acıtan insan olacağını?  Keşke onu bu kadar önemsemeseydim!
23 yaşında hayat fazlasıyla kaostu. Okul bitti. Dershanede çalışarak İstanbul'da yaşayamazdım. KPSS'yi kazanıp atanmalıydım. Ani bir kararla İstanbul'dan İzmir'e döndüm. Keşke bu kadar acele etmeseydim!
24 yaşında hayat hiç olmadığı kadar sıkıcıydı. Onca yıldan sonra tekrar İzmir'e döndüm. İzmir'e aşığım evet ama İstanbul'u tüm hayatımı, tüm arkadaşlarımı, kendimi bırakıp gelmiştim. İş buldum. Kpssye çalıştım. Atanmalıydım, nereye olursa. 80 aldım. Atanamadım. Yıkıldım.Keşke daha çok çalışsaydım!
Artık bir şeyleri değiştirmeliydim.
25 yaşında, şimdi hayat fazlasıyla umutlu. Artık ne istediğimi, ne beklediğimi biliyorum. Hayatım için ne yapmam gerektiğini biliyor ve bunun için çabalıyorum.Etrafımda iyi hissettiren insanlar var.Onlarla mutlu olduklarım.Güzel vakit geçirdikleri. Güvendiklerim. Dinlediklerim. Anlattıklarım.
Okuyorum, izliyorum, çalışıyorum..Sohbet ediyorum.Güzellikler resmime yeni figürler ekliyorum.Özlüyorum da...Ama biliyorum ki özlediklerime de kavuşacağım.Er ya da geç! Kavuşacağım.
Hayatta hiç bir şey için bu kadar özveride bulunmamıştım. 4 ay daha... Ve 4 ay sonunda tüm hayallerime doğru ilk adımı atmış olacağım. 4 ay... Sonrası güzel. Sonrası umut. Sonrası hayat..!
Artık yaşama vakti! Artık aşk vakti! Artık şükretme vakti!
Bir keşkeye daha yer yok hayatımda. Artık iyi ki vakti!!!
Devamını Oku »

3 Şubat 2013 Pazar

Mutlu Haftasonu

Şubat güzel gelsin demiştim ya, sağ olsun kırmadı beni. Cumayla birlikte çok keyifli bir hafta sonuna başladım kendi adıma. Bir kere bu hafta sonu hava Şubat değil de Nisan, Mayıs gibiydi. Başlı başına havanın güzelliği bile iç kıpırdatmaya yetti.
Söylemiştim İstanbul'dan arkadaşım geliyor diye. Cuma sabahı zaten mesajıyla uyandım ve aylardır süren hasretimiz birikmiş sohbetimizle attık kendimizi Karşıyaka'ya. Hava zaten mis, kahveler yemekler sohbet derken kendimizi Konak vapurunda bulduk.


Biz neredeyse 12 yaşımızdan beri tanışıyoruz. 18 görünümlü 25likler olarak 13sene öncesinde nasılsak hala aynıyız (:

Dedim ya hava zaten mis. Güneş pırıl pırıl. Bir de sevimli yol arkadaşlarımız martılar vardı. Tam İzmir'dik yani


Ardından bir parti daha kahve sohbet derken benim kpss kursuma kadar durmadan konuştuk. Doya doya sohbet etmeyi özlemişim, fark ettim. Ve Sinem'i görünce İstanbul'u da ne kadar özlediğimi fark ettim. Ayrıca aldığım son bilgiler doğrultusunda Küçük Beyoğlu'nun kapanmış olduğunu öğrendim. Bir daha Fabrika'da margarita içemeyecek miyim :((
Neyse..
Kurs çıkışında da her gün önünden geçtiğim fakat 25 senedir saat kulesinin önünde hiç fotoğrafım olmadığını hatırlayıp bu eksiğimi de giderdim :)


Sanırım cuma günü güldüğüm kadar nadirdir kahkaha attığım. Keyifliydi, dolu doluydu, özlem gidericiydi..
Hafta sonu da tam aile hafta sonu oldu. Dört kişilik full aile olduğumuz günleri de özlemişim. Ben İstanbuldan döndükten sonra Emre'nin Muğlaya taşınmasıyla bir türlü dörtlüyü doya doya tamamlayamamıştık. Bugün tam anlamıyla keyfini çıkardım ailemin. Ve çook büyük şükürler ettim onlara sahip olduğum için.
Dedim ya şükürler olsun ki bu yılın her günü her anı bana mutluluk getirdi, bir sonraki öncekinden fazla..
İyi ki hayatımdaki insanlar var, iyi ki ben varım!! ( Egomanyanın bu kadarı :))
Şimdi de aile evinde olmanın verdiği güvenin kollarına atmaya gidiyorum kendimi. Hepinize sendromsuz pazartesiler, iyi haftalar ve iyi ki diyeceğiniz anlar.:)

* Bu hafta sonu da sözlenen,nişanlanan, evlenenleri de çıkarınca buralarda 3-5 kişi bekar kaldık. Birbirimize iyi bakalım. Aceleniz nedir diye sormadan edemiyor hepinize çok çok mutluluklar diliyorum!

*Şimdiden çeyrekleri biriktirmek lazım. 
Devamını Oku »

26 Ocak 2013 Cumartesi

Tatil.miş

Tatilin ilk günü geçtii gitti sayılır, geriye kaldı 15 gün. Tatile çıkmaktan hoşnut olmayan yegane insanlardan biriyim sanırım. Seviyorum çalışmayı, koşuşturmayı. İşimi seviyorum!
Ama madem ki tatil biz de onu en güzelinden değerlendirelim. Malum kpss hazırlıkları sebebiyle günün muhtelif saatleri ders çalışmaya gitse de bu tatil planlarım şu:
* Her gün en az 2-3 film izlenecek.
* Salvador Dali sergisine gidilecek ( Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde 2 Mart'a kadar ücretsiz sergileniyor) 
 (http://www.aassm.org.tr/Etkinlikler/salvador-dali-izmirde)
* Kütüphaneden bana masum masum bakan kitaplar okunacak.
* Her sabah sahil yürüyüşüyle güne başlanacak.

Ve yeni döneme hevesle ve zinde başlanacak :))

Bugünün filmleri hazır bile :) 



Devamını Oku »

18 Kasım 2012 Pazar

Bu pazar sabahı yine İstanbul'da olasım geldiği sabahlardan biri.
Sabah kalkıp sıkı sıkı giyinip boğazda kahvaltı yapardık.
Paramız varsa sade kahve ya da aşşk kafe.
Yoksa Beşiktaş'ta simit çay, hiç farketmez..
Boğaz'ın rüzgarı iliklerimize işlerdi ama olsun.
Sonra biraz yürüyüş yapardık Bebek'e doğru.
Oturup sıcacık pazar kahvemizi de içerdik Starbucks'ta yine Boğaz kenarında.
Hava güzelse eğer Fethi Paşa Koru'su bile olabilirdi. Ya da Sarıyer.
Ah ah!
Görüldüğü üzere İstanbul hasreti tavan yapmış durumda.
Şubatı bekliyoruz :))
Şimdilik İzmir'de pazar keyfi yapalım.
Bu aralar Grup Gündoğarken'in Yanıma Gel şarkısına taktım. Eğlenceli.
Onun eşliğinde size de iyi pazarlar..!



Devamını Oku »

10 Kasım 2012 Cumartesi

Sonsuzluk... Atatürk



Yine günlerden 10 Kasım. Ölümsüzlüğün ilan edildiği o acı ve büyük gün. Ölüm kelimesi bile hiç yakışmıyorken...
Az önce Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk dedi tvdeki spiker.. 2 kelime, ne acı...
Bizim içinse hayat, gerekirse bir tapınak...
Bizim için 10 Kasımlarda zaman 09:04:59'da duruyor ve saniye ilerlemiyor. Ardından o acı siren sesleri, şehrin her  yerinden..
Her seferinde burnum sızlıyor. İçime sığamayan bir şeyler var, ve o gözyaşları sakince süzülürken, yine de koyveremiyor insan kendini. Çünkü sıradan bir ölüm değil bu. Ağlamak ve feryad etmek yok.
Saygı durmak, izinde dimdik durmak var!
Senin öngördüğün gibi kendi ayakları üzerinde duran özgür bir kadın, senin ilkelerin ve ideaların rehberliğinde insan yetiştiren bir öğretmen...
Varsın Boşbakan katılmasın,seni sevenlerin hepsi seninleydi bugün. Sendeydi...
Bugün bir kez daha gurur duydum hem kendimle,hem seni sevenlerle...
İzmirim yine yanıltmadı beni...

2400 KİŞİYLE iZMİR CUMHURİYET MEYDANINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN ATATÜRK PORTRESİ



"Yüzümüzü ışığa döndük
Şaşırmadan yürümeliyiz ışığa doğru
Onun için karanlığın hedefinde ışığımızı söndürmek var
Sönmesin..."

Bekir Coşkun






Bugün Atatütk'ün ölmediğini anladıkları gün...
Sen gideli 74 yıl oldu. Her kim becerebilir ki 74 yıldır kendini sevdirmeyi, kendini özletmeyi, hiç tanımadığı, hiç görmediği insanlara..
Faşist desinler, Kemalist desinler, ne derlerse desinler.
Ben yine her yerde senin adını söyleyeceğim, herkese seni anlatacağım, her an içimdeki sene soracağım yolumu..
Bana kazandırdığın her şey için TEŞEKKÜRLER...!
Devamını Oku »

6 Mayıs 2012 Pazar

Hıdırellez

Ben bu sene yine tam bir İzmirli olarak Hıdırellezi kutladım. Malum 6 senedir İstanbulda olduğum için bir türlü denk gelememiştim, orda da böylesi bir kutlama yok zaten :) Bence bizimkisi en güzeli.
Hıdırellez için herkesin kendine göre ritüelleri vardır mutlaka. Dilekler yazılır denize atılır. Gül ağacının dibine dikilir. Gül ağacına asılır. Taşlarla ev, arabalar çizilir. Ateşin üzerinden atlanır. Küçük keseciklere paralar konur, bunlar gömülür...7 tane karınca yuvasından kum toplanır...
3 gün öncesinden başlanır güller toplanmaya. 5 mayıs gecesi o güller suya bırakılır, 6 mayıs sabahı o suyla yüzler yıkanır.
5 mayıs gecesi evde mutlaka bir kapı, cam açık bırakılır ki bolluk bereket evin içine girsin. Evde de cüzdanların azı açık bırakılır, ki bu hırsızlar için hıdırellez gecesi de fazla mesai demektir .
Bizde dün tüm ritüellerimizi kendimizce yerine getirdik.
 Tam herşeyi yaptık dedik ki bir baktık havada dilek balonları var, e eksik kalmayalım diyip onu da yaptık ama dileklerimiz ağır gelmiş olacak ki balonlarımız uçmadı, o kağıtları çıkarıp onları da denize attık, balonları da uçurduk. Birdahakine direk balonun üzerine yazmalı dilekleri.
Daha sonra hıdırellez şenliklerinde halay çekenleri sadece izlemekle yetindik, kendi çapımızda onlarla da eğlendik.
Böylelikle bu hıdırellezde de tüm dileklerimizi yolladık evrene, şimdi bekliyoruz tek tek gerçekleşmesini. Ben bu yıl biraz kapasitemi aşmış olabilirim ama olsun, fazla mesai  yaparsa olmayacak şey değil :)
Umarım hepinizin de yüreğinden geçen tüm dilekleriniz kabul olur.





Devamını Oku »

13 Mart 2012 Salı

Mesele sevmekmiş!

Mesele şehir değildir aslında, şehirdekilerdir.
Şehre aşık olmaz insan, şehirdekine olur.
Şehirden nefret etmez, şehirliden eder.
Şehri özlemez, içindekini özler.
Yoksa öneli midir? İzmirmiş, İstanbulmuş, Ankaraymış, Antalyaymış...
Şehir değişikliklerinden sonra bocalar insan. Düzenim değişti, alışamadım falan. Yalan!
Arkamda özleyeceğim insanlar bıraktım diyemez.
Seninle aynı şehirde nefes almak bile güzeldi diyemez.
Seninle herhangi bir anda herhangi bir yerde karşılaşma şansı bile mutluluk verirdi diyemez.
Kaybettim diyemez.
Sen ki senin haberin olmadan o kadar çok sevildin, yüceltildin. Sen sana inat öyle özlendin ki... O sana aşık oldu, sana aşık olmayı sevdi. Onun aklındaki sendin. Seninleyken de, sensiz de... Ama o hep senin yanında olmaktan korktu. Öncekilerin gibi olmaktan, öncekileri gibi olmandan. Hem hiç yanından ayrılmak istemiyordu, hem de seni bir daha görmemek. Aramanı deli gibi isterken, arama diye dua etti.
Aslında seninle olmazdı zaten, olamazdı. Ona kalsa her şeyi feda ederdi. Hayallerini, isteklerini, planlarını...
Sen bilmesen de kaç kez sevdi seni, aşık oldu ve vazgeçti senden. Ama hayat bu değildi. Hayat onun istediği yavaşlıkta dönmüyordu. Onun da akıllanması gereken bir zaman olacaktı.
Ve geldi.
Yaş büyüdü.
Bir adım atmak gerekti.
O vazgeçti. Kendini buna inandırdı. Sonra gördü ki en başında vazgeçmeliymiş, bu kadar zaman geçmeden, bu kadar üzülmeden, bu kadar ağlamadan.Kendiyle bu kadar kavga etmeden.
Keşke hiç girmeseymişsin hayatına, hiç tanımasaymış seni. Keşke sen de herhangi biri olsaymışsın.
Ya da kötü biri olsaymışsın. İyi birinden gitmek o kadar zor ki...
Gitti.
Giderken mutlu ol dedi, kendine iyi bak. Ama hayatında hep minik anların olsun. Onu hatırla ve yüreğin sızlasın.
Ki bundan sonra onun yüreği senin için asla sızlamayacak.
Devamını Oku »

31 Ocak 2011 Pazartesi

Öğretmenliğimin en güzel yanlarından biri de zorunlu olarak yaptığımız sosyal etkinlikler sayesinde öğrencilerimi sinemaya falan götürüp bedava film izlemek oldu. Son 5 seferdir falan bedava sinemaya gitmeye başladım ve bu da bende alışkanlık haline geldi :) Ne zaman izlemek istediğim bir film gelse sinemaya gidiyoruz pıtırcık öğrencilerimle.( Bugünkü biraz kabus gibiydi ama olsun) Bugün de yine bedava film izlemenin zevkini doyasıya yaşarken, gittiğim film de bende hali hazırda bulunan memleket hasretini iyice körüklemiş oldu. Eyvah Eyvah 2'yi izledim bugün. Buram buram Ege kokuyor film. Ege şivesiyle konuşan oyunculardan tutun da, açık hava düğününe, düğünde çalan şarkılara, rakı-üzüm-peynir üçlemesine, harmandalısına, zeybeğine kadar her şey yer edinmiş filmde. Benim gibi Ege hayranı biri için izlemek inanılmaz keyif vericiydi. Çanakkale'nin inanılmaz güzelliği de gözler önüne serilmiş tabi, bir de Karşıyakam da tek sahneyle de olsa yer bulmuş ya filmde, bu bile Ege deyince insanın aklına İzmir'in gelmemesinin imkansızlığını gösteriyor :)
Varsa benim gibi Ege hasretiyle yanıp tutuşananız gidin görün derim
Devamını Oku »

30 Ocak 2011 Pazar

Tam Zamanında

Zaman... O kadar çok şey değiştiriyor ki insanın hayatında, o bile seyirci kalıyor yaşadıklarına. Bir bakmış olaylar tamamen onun kontrolünden çıkmış ve o eline senaryosu tutuşturulmuş bir oyuncu gibi art arda sergiliyor hayatının performansını. Halbuki daha dün gibiydi, önünde renkli bir kağıt üzerinde garip garip şekiller. Zamanla anlam kazanmaya başladı  şekiller ve bununla çok eğlendi minik kız. Her gün evde bulduğu  renkli kağıtlarla oynamaya, onları incelemeye başladı. Annesi ilk başlarda kızının ne yaptığını anlamasa da, 3
 yaşındaki bir çocuk bir çok şeyle anlamsızca ilgilenebilir, içeriden mırıl mırıl sesler geldiğini duyunca merakına yenik düştü ve salona girmesiyle 3 yaşındaki kızını gazete okurken(!) bulması bir oldu. İnanılır gibi değildi. O daha 3 yaşında, ne anlar okumaktan. İlk başta bu durumu kendisinden duyduğu ezbere sözcüklerden ibaret sandı fakat bir gün kızının önüne başka bir gazete koyup okumasını istediğinde her şey açıklığa kavuştu. Kızı okumayı öğrenmişti. Hem de 3 yaşında! İlk okuduğu sözcük, onun duyduğu en azından, Atatürk olmuştu. Gavur İzmirli damarı bu kızı daha bu yaşta etkisi altına almıştı demek ki :) Neyse gel zaman git zaman kız büyüdü. 1 yıl ana okulu, 5 yıl ilkokul, 3 yıl ortaokul, 4 yıl lise eğitiminin ardından üniversite zamanı geldi çattı. Üniversite sınavı her şey demekti o yaşta kız için. Neyse ki bu konuda da şanslı çıktı. 2 valizini aldığı gibi aşık olduğu şehrinden ayrıldı yeni hayatına kavuşmak için. İstanbul büyüktü ama hiç bir zaman onun için korkutucu olmamıştı. İzmir gibi mükemmel bir yerden gelmenin onu ayrıcalıklı kıldığını düşünüyordu, ki hala da düşüncesi değişmiş değil. Artık başkaydı. Kendi evi, kendi hayatı vardı. Artık evin küçük kızı değil, kendi ayakları üzerinde duran, yaşamı için tüm kararları kendi vermesi gereken yetişkin bir insandı. Hayatının hem en güzel, hem de en kötü günleri geçti bu şehirde 5 sene içinde. İstanbul onun tüm yaşanmışlıklarına tanıklık etti. İlk defa sarhoş oldu, sabaha kadar gezdi, ilk defa bu kadar sevdi aşık oldu, ilk defa bu kadar özledi-ağladı, onu en sevindiren haberi de bu şehirde aldı, hayatının en acı haberini de... Hayatının en gururlu anını da bu şehirde yaşadı üniversite mezuniyetinde başında kepi sırtında cübbesi elinde diplomasıyla, kendini en işe yaramaz hissettiği anı da. Her şeye rağmen hayat güzeldi ve yaşanan her şey güzel ve hatırlanası bir anı olarak kalacaktı kız için. 
Derken okulun bitmesiyle her şey değişti. Gözlüklerdeki pembe filtrelerin yerini şeffaf camlar aldı ve hayat her yönüyle aynı anda bastırmaya başladı. O her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilen, cıvıl cıvıl , saatlerce mutfağa kapanıp yemekler yapan, arkadaşlarına yemekler veren insan gitti, yerine her an şikayet eden, mutsuz, yorgun biri geldi. Evet mesleği hayalindeki meslek değildi ama seviyordu da aslında. Eskiden ne olursa olsun cumartesi geceleri asla evde oturmazdı, mutlaka arkadaşlarıyla dışarı çıkar bir şeyler içer, dans eder eğlenirdi. Oysa ki şimdi ne zamandır böyle bir gün geçirmediğini bile hatırlayamaz hale geldi. Yaşamındaki hızla aynı  doğrultuda yeni insanlar da girdi hayatına. İyisi, kötüsü, eğlencelisi, zor olanı, iki yüzlüsü... Eskiden umrunda olmayan iki yüzlülükler artık daha da bir dokunmaya başladı ona. Bu yaşında hayatından yorulduğundan mı bilmem, tüm idealistliğini bağımsızlığını ve sevdiklerini bu şehirde bırakıp gitmek istemesi de bundan. Altı ay öncesine kadar aklından bile geçmezken geri dönmek, gün saymasını açıklayabilecek başka bir neden bulamıyor, ya da konduramıyordu kendine. Gitse daha mı iyi olacak? Bundan da emin değildi, hatta tam tersini düşünüyordu. Ama emin olduğu tek bir şey vardı, şu anda yaşadığı hayatı istemediği. 3 yaşında, gazeteleri kaçamak bir şekilde okuduğundaki heyecanın kırıntısı bile kalmamıştı 23 yaşındaki halinde... Tam da bu sırada bir şiir ilişti gözüne. Düşüncelerini doğrularcasına 

Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa 
Annenin babanın evini, 
Tam zamanında başka bir şehre gidip 
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın. 
Tam zamanında dönmelisin memleketine. 

demişti şair. Tam zamanı mıydı, işte ondan pek emin değildi sadece!

TAM ZAMANINDA YAŞAMAK

Yemek de boş, içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.

Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.

Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.

Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.

Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.

Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.

Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.

Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.

Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.

Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.

Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.

Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.

Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.

Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.

Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.

Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.

Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.

Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....

Can YÜCEL

Devamını Oku »

11 Ağustos 2010 Çarşamba

kürkçü dükkanı

Ve yine İstanbul, döndük kürkçü dükkanına.
Yaklaşık 25 günlük tatil nasıl ziyan edilirmiş ihtisas yaptım bu konuda, İstanbula dönmek için resmen gün saydım ve sonunda :)
Milletin tatili yeni başlarken, herkes interrail yaparken ben döndüm işe başlıyorum ama çok heyecanlıyım o ayrı. Pazar günü ilk defa öğretmen olarak bir iş toplantısına katılcam nihahahayt. Neyse ne diyodum evet döndüm sonunda bu deli şehre. Eğlenceli hayatım başlasın yeniden, hem de iş hayatı da bunun içine girerek. Bunun müjdesini vereyim dedim meraklılarına. Ben şimdi en büyük keyfime geri dönüyorum. Sabah erkenden kalkıp hazırladığım ve taa İzmirlerden getirdiğim kekim ve dumanı tüten buram buram kokan kahvemle Ayçamın bana doğumgünümde aldığı Dostoyevski serisinden "Beyaz Geceler" le kendi huzuruma çekiliyorum. ohh özlemişim!
Devamını Oku »

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Nasıl birden ev kızı oldum #1

Çok da zor olmadı aslında. Üniversite bitince- ki öğretmen oldum söylemesi ayıptır, bilmeyeniniz varsa tüm yüzsüzlüğümle bilgilendireyim- okul çıktı tabi aradan. Dershane de 15 ağustosta başlıcak, ben dedim ki Starbuckstan da çıkayım gideyim şöyle güzelcene bir tatil yapayım dedim. Demez olaydım. Ben şimdi işten de çıkınca soluğu hemen İzmir'de baba evinde aldım tabi. Böyle baba evi deyince cafcaflı oluyor, ben ayrı yaşıyorum arkadaş evim barkım ayrı. Neyse uça uça geldim İzmire, Karşıyakama. Ben sanıyorum ki oohh tatil dinlenmece eğlenmece gezmece bronzlaşmaca falan filan. Nerde... 2 hafta oldu daha ayağımı suya değdiremedim. Dedim ya tam ev kızı oldum. Üstüne bu hafta babaannem de bizde kalmaya başlayınca tadından yenmez oldu benim için. Hafta içi tüm gün anneannem babaannem ve ben mutlu huzurlu oturuyoruz. Allahtan izdivaç programları tatilde, yoksa onlara da sarardım ben biliyorum kendimi. Milletin tatil fotoğraflarına çekirdek çitleyerek falan bakıyorum o derece. Bİleydim Starbuckstan çıkmazdım yeni işe kadar, bedava kahve içip tatlı falan yiyiodum,makara falan oluyodu. İyiydi, hoştu.  Şimdi yemek, temizlik falan yapıyorum işte. Hayır  İstanbula geri dönünce bir süre insan içine çıkamamaktan falan korkuyorum, yaparım yani. Neyse şimdiki halim bu, acınacak durumdayım yani. Tek tesellim deniz hasretimin yarın son bulacak olması. Eğer o iş de yatarsa halim harap. Ben gelişmelerden haberdar ederim gene sizi. Beni özleyin anacımmm!!! bayyy!!!
Devamını Oku »