sakız adası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sakız adası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2016 Salı

Kalimera Chios!!



Sömestr tatilini fırsat bilen ve hali hazırda Schengen vizesi devam eden Esra ile Berkay tabii ki attı kendini yine yollara. Bu seferki durağımız Sakız Adası, namı değer Chios, veyahut Xios.
Sakız'a bilindiği üzere Çeşme Limanından feribotlarla geçiliyor. Biz gidiş geliş 26 euroya Ertürk Lines ile yolculuk yaptık. Normal feribot ile 1 saatte gidip hızlı feribot ile yarım saatte döndük. Kış dönemi olduğundan belirli günler seferler var.
Neyse biz yine attık kendimizi yollara. Önce Üçkuyular Otobüs Terminali , sonra Çeşme otogarı oradan Çeşme limanı. Zaten Sakız'ı seçmemizin nedeni de Çeşmeden gidip gelebilecek olmamızdı.
Cuma günü 17.30 feribotu ile Sakız'a geçtik. Öncesinde freeshoptan 1 euroluk Amstel ve heinekenlerimizi hazırladık feribot keyfi için :)


Bay bay Çeşme :)
Şansımıza hava o kadar güzeldi ki. 1 saatlik yolculuğumuz sonunda Sakız'a yanaşıyoruz.


Tam biz limana yaklaşırken görevli fotoğraf çekmememiz için bizi uyarıyor. Sonradan anlıyoruz ki limanda mültecileri toplayan gemi yanaşmış bizimle eş zamanlı. İçinden yüzlerce mülteci indiriliyor doktor kontrolüne götürmek için.
İnince bir şaşırmadım değil. Küçücük minnacık bir iskele. Veznemsi bir yerde pasaport kontrolü ve Yunanistandasınız. Bu kadar kolay :)
Biz hemen Budget'a gidip gelmeden önce kiraladığımız arabamızı teslim alıyoruz. Okuduğum yorumları baz alarak ve sonrasında kendi tecrübelerimizi Ada'da köyleri de dolaşmak istiyorsanız mutlaka araba kiralamalısınız. 
Biz ekonomik olsun diye Panda kiraladık 25 euroya. Ada'da benzin acayip ucuz. Toplam 130 km yol yapmışız. 10 euro benzin harcamışız. 10 euroya adanın yarısını bucak bucak gezdik.


Bu da bizim minnak Pandamız :)
Arabamızı aldıktan sonra hemen markete gittik birşeyler almak için. Lidl Amsterdam'da da Sakızda'da en ucuz market olarak benim bebeğim :) Bildiğiniz Avrupa'nın Bimi.
Atıştıracak birşeyler ve 6lı bira aldık. Biraz turlayıp otelimize gittik. Merkeze biraz uzakta Agia Markella otelde kaldık. Berkay daha önce de burada kalmış. Oteli bir aile işletiyor.
Tam bir rum evi, yüksek tavanlı odalar. Deniz manzaralı odamıza eşyalarımızı bıraktık. Balkonumuzda birer bira içip dinlenip yine dışarı attık kendimizi.
Merkeze gidip arabayı parkettikten sonra daha önceden bulduğumuz Rakoumel'e gittik. Biraz tenha sokaklardan ilerlerken kahkahaların geldiği yere doğru gittik ve ta taaam.
Dış mekanı harika bir bahçe. İçi de keza öyle.


İçerisi full genç. Tam da istediğimiz gibi bir yer bulmak da bizi ekstra mutlu etti.
Bir yunan tavernası gecesi yapalım dedik.
Karışık et tabağı, grek salata, fırın patates, ekmek, su, ouzo için toplam 24 euro para ödedik.
Grek salata da salata değil baya serpme kahvaltı gibiydi. Yarım kilo beyaz peynir koymuşlardı içine.
Gece gelip çok mekan göremediğimiz için sabaha erken başlamak istedik o yüzden çok dağıtmadan otele gidip yattık.


Mis gibi deniz manzarasıyla uyanmak da cabası. Otelden çıkarken otelin sahibesi yeni yaptığı limon reçellerinden hediye etti bize daha dumanı tütenlerinden :)
Yolumuzun üzerindeki değirmenlerde durup birkaç poz çektik.



Ardından yeldeğirmenlerinin hemen karşısındaki markete girdik, ve senelerdir hiçbir yerde bulamadığım yulaflı bardan buldum. Tabi ben havalarda :)
Kahvaltılık birşeyler alıp atladık arabaya. İstikamet Pirgi ve Mesta köyleri. Yol üzerinde bir köyde parkta durup kahvaltımızı yaptık. 
Ardından 30 kmlik bir yolculuk yapıp Pirgi'ye vardık.
Kapıları, sokakları muhteşem. Siesta saati olduğu için sokakta pek insan yoktu. Doya doya fotoğraf çektik biz de.







Pirgi'den sonra 10 km uzaklıktaki Mesta'ya gittik. Mesta adanın en popüler köyü diye biliyorum. Gitme vaktimiz yaklaştığı için hızlıca bir köy turu yaptık. Mesta'nın en dikkat çeken yönü de sokaklar arasındaki dar geçitleriydi.










Tüm bu muhteşem 24 saatten sonra artık gitme zamanımız geldi. Dönüşte tekrar Lidl'e uğrayıp İzmir'e götüreceklerimizi aldık. Tabii ki ouzolarımızı da doldurduk.Arabamızı da teslim edip pasaport kontrolünden geçerek feribota bindik.
Yaz dönemi olmadığı için denize giremedik. O sebeple yazın bir daha gelmek üzere Sakız'dan ayrıldık. Tam  24 saat geçirdik Sakız'da. Dinlenceli, eğlenceli bol gezmeli 24 saatti.
Kulağa hoş gelen Yunancayı sürekli duymak da cabasıydı.
Zaten heryerde Türkçe tabelalar, menüler, yazılar var. Malum ada misafirlerinin yarısı Türk.
Neyse Sakız maceramız da böylesiydi.
Biz gezmeye bayılan iki insan olduğumuzdan hemmen yeni seyahat planımızı yapmaya başladık.
Haftasonu Adana ve Mersin'i turlamaya gidiyoruz.
İçime kaçtı mı o gezgin ruhu öldür allah çıkmaz.
Takipte kalın.. :)

Devamını Oku »

12 Mart 2013 Salı

Kahve Meselesi

Takip edenleriniz ya da beni tanıyanlarınız bilir. Benim için kahve hayatın vazgeçilmez nimetlerinden biri, olmazsa olmazımdır. Kahve tutkunu olanlar çok iyi anlarlar bu cümlenin altında yatan aşkı, tadı. Kahve sevmeyenler de hiçbir zaman anlam veremezler. Kahveci ya da çaycı olarak ikiye ayırırsak insanları ben KESİNLİKLE kahveciyim!
Hal böyle olunca da güzel kahve içmek isterim. Doğruyu söylemeliyim ki 6-7 sene önceye kadar kahve hastasıyım ben deyip, kahve niyetine 3ü 1 arada içenlerdendim. Şimdi ona kahve demiyoruz tabi. Kahve değil çünkü, başka bir karışım o bana göre. Zor durumda kalmazsam ağzıma sürmem, illa onlardan içeceksem de sade ve gold olanlarını tercih ederim. Asla süt tozu kullanmam. Kahve sütle içilir, tozuyla değil :)
Söz konusu sevdiğim şeyler olunca en iyisi olsun isterim. Öyle laf olsun diye içmem. Bir de ben alışkanlıklarımdan kolay vazgeçen bir insan değilim. Neye sarmışsam, itici bir olay olana kadar ona sağlanır giderim.
Kahve söz konusu olunca benim de ilk tercihim yadsınamaz bir şekilde tabi ki Starbucks. Nerocular da var ama ben Starbucksçılardanım. Söz burdan açılmışken, bizim toplumumuzda genel bir kanı var, Starbucksta bir kahveye 10 lira verilir mi diye? Bunu söyleyenler ikiye ayrılıyor. Birinci grup gidip te orda hiç kahve içmemiş olanlar. İkincisi ise kahveden anlamadığı için onlarca extraya kakalanmış olanlar. İtiraf etmeliyim ki 6 sene öncesine kadar ben de birinci gruptandım. Ama ne zaman Starbucksla tanıştım o zaman anladım bu muhabbetin tam bir sabun köpüğü olduğunu. Ben sütli filtre kahve içerim çoğunlukla, onun da küçük boy fiyatı 4,5 tl civarında. Öyle kahveye onlarca lira vermiyorum yani. E tabi sosu da olsun kremalı olsun, şu şurubu da koyalım dersen 10 lira da olur, 15 de. Ki sonuçta çıkan ürün de kahve dışında her şeye benzer. Bana göre kahve dedin mi, şekersiz az sütlü. Mis.


Bu arada son çıkardıkları Risteretto Bianco diye bir kahve var. Üstü şekilli. Ben diğer kahvelerden farkının sadece şekli olduğunu sanıyordum fakat tadı da ayrı bir güzel. Hala daha tam farkını bilmiyorum, köpüğünden olsa gerek. Ama tercihlerim arasına yerleşti kendisi.
Tüm bunların yanında Starbucksı sevmemin diğer bir nedeni rahatlığı. Ben kitaplarımı alıp ders çalışmaya, kitap okumaya gitmeyi çok seviyorum ve bunu bu kadar rahat bir şekilde yapabileceğim başka bir mekan da bulamadım henüz. Fikri olan varsa her türlü öneriye açığım. Sadece Türk Kahvesi içmek istediğim zaman Starbucksı tercih etmiyorum, çünkü o içtiğimiz türk kahvesi değil, başka bir tat, başka bir şey. Türk kahvesi zevkle içilir ve ben o zevki alamıyorum Starbucksta.
Son zamanlardaki vazgeçilmezim de türk kahvesinin yanındaki mini lokumlar. Her türlüsü güzel. Benim gibi kahveyi şekersiz içenler için güzel bir tat desteği :) Can Kardeşler Kuruyemiş'inkiler tem taze hem de tatları tam kıvamında.
Bu yazı birazcık reklam yapar gibi oldu ama unutmayalım ki bu kişisel bir blog, ve yazdıklarım da benim kişisel düşüncelerim, deneyimlerim.
Eleştirel bir nokta yok mu? Tabi ki var. İzmirdeki Starbucksların hiçbiri rahat değil, Pasaporttaki dışında. Çok ortalık yerlerde, küçük mekanlar sıkış tepiş durumda. Kafa dinlemeye değil, kafa şişirmeye gidiyoruz sanki. İstanbuldakilerin rahatlığından konforundan eser yok İzmirdekilerde. Avmlerdekiler zaten açık alana orta yere sıkıştırılmış durumda. Lokasyon konusunda İzmire daha fazla önem verilmeli diye düşünüyorum. Bu da benden bir serzeniş.
Bostanlıda da Has Kahvenin ortamını seviyorum. Türk kahvesi güzel ama Franbuazlı Pastası bir harika.
Ama İzmir deyince, kahve deyince akla gelen ilk yer Sakız Adası. Kahvenin yanında soğuk su içinde damla sakızıyla sunuyorlar. Bir kere sunumda yakalıyor sizi. Tat muhteşem. Ayrıca aklınıza gelmeyecek çeşitte kahveleri var. Rakılısından tutun likörlüsüne çikolatalısına kadar geniş bir seçeneğe sahipsiniz.
Kahve candır, vazgeçilmezdir.
Ne demiş atalarımız bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
E söz konusu kahve olunca içildikten sonra kapatılan fal da kaçınılmazdır :)
Devamını Oku »