31 Ocak 2011 Pazartesi

Öğretmenliğimin en güzel yanlarından biri de zorunlu olarak yaptığımız sosyal etkinlikler sayesinde öğrencilerimi sinemaya falan götürüp bedava film izlemek oldu. Son 5 seferdir falan bedava sinemaya gitmeye başladım ve bu da bende alışkanlık haline geldi :) Ne zaman izlemek istediğim bir film gelse sinemaya gidiyoruz pıtırcık öğrencilerimle.( Bugünkü biraz kabus gibiydi ama olsun) Bugün de yine bedava film izlemenin zevkini doyasıya yaşarken, gittiğim film de bende hali hazırda bulunan memleket hasretini iyice körüklemiş oldu. Eyvah Eyvah 2'yi izledim bugün. Buram buram Ege kokuyor film. Ege şivesiyle konuşan oyunculardan tutun da, açık hava düğününe, düğünde çalan şarkılara, rakı-üzüm-peynir üçlemesine, harmandalısına, zeybeğine kadar her şey yer edinmiş filmde. Benim gibi Ege hayranı biri için izlemek inanılmaz keyif vericiydi. Çanakkale'nin inanılmaz güzelliği de gözler önüne serilmiş tabi, bir de Karşıyakam da tek sahneyle de olsa yer bulmuş ya filmde, bu bile Ege deyince insanın aklına İzmir'in gelmemesinin imkansızlığını gösteriyor :)
Varsa benim gibi Ege hasretiyle yanıp tutuşananız gidin görün derim
Devamını Oku »

30 Ocak 2011 Pazar

Tam Zamanında

Zaman... O kadar çok şey değiştiriyor ki insanın hayatında, o bile seyirci kalıyor yaşadıklarına. Bir bakmış olaylar tamamen onun kontrolünden çıkmış ve o eline senaryosu tutuşturulmuş bir oyuncu gibi art arda sergiliyor hayatının performansını. Halbuki daha dün gibiydi, önünde renkli bir kağıt üzerinde garip garip şekiller. Zamanla anlam kazanmaya başladı  şekiller ve bununla çok eğlendi minik kız. Her gün evde bulduğu  renkli kağıtlarla oynamaya, onları incelemeye başladı. Annesi ilk başlarda kızının ne yaptığını anlamasa da, 3
 yaşındaki bir çocuk bir çok şeyle anlamsızca ilgilenebilir, içeriden mırıl mırıl sesler geldiğini duyunca merakına yenik düştü ve salona girmesiyle 3 yaşındaki kızını gazete okurken(!) bulması bir oldu. İnanılır gibi değildi. O daha 3 yaşında, ne anlar okumaktan. İlk başta bu durumu kendisinden duyduğu ezbere sözcüklerden ibaret sandı fakat bir gün kızının önüne başka bir gazete koyup okumasını istediğinde her şey açıklığa kavuştu. Kızı okumayı öğrenmişti. Hem de 3 yaşında! İlk okuduğu sözcük, onun duyduğu en azından, Atatürk olmuştu. Gavur İzmirli damarı bu kızı daha bu yaşta etkisi altına almıştı demek ki :) Neyse gel zaman git zaman kız büyüdü. 1 yıl ana okulu, 5 yıl ilkokul, 3 yıl ortaokul, 4 yıl lise eğitiminin ardından üniversite zamanı geldi çattı. Üniversite sınavı her şey demekti o yaşta kız için. Neyse ki bu konuda da şanslı çıktı. 2 valizini aldığı gibi aşık olduğu şehrinden ayrıldı yeni hayatına kavuşmak için. İstanbul büyüktü ama hiç bir zaman onun için korkutucu olmamıştı. İzmir gibi mükemmel bir yerden gelmenin onu ayrıcalıklı kıldığını düşünüyordu, ki hala da düşüncesi değişmiş değil. Artık başkaydı. Kendi evi, kendi hayatı vardı. Artık evin küçük kızı değil, kendi ayakları üzerinde duran, yaşamı için tüm kararları kendi vermesi gereken yetişkin bir insandı. Hayatının hem en güzel, hem de en kötü günleri geçti bu şehirde 5 sene içinde. İstanbul onun tüm yaşanmışlıklarına tanıklık etti. İlk defa sarhoş oldu, sabaha kadar gezdi, ilk defa bu kadar sevdi aşık oldu, ilk defa bu kadar özledi-ağladı, onu en sevindiren haberi de bu şehirde aldı, hayatının en acı haberini de... Hayatının en gururlu anını da bu şehirde yaşadı üniversite mezuniyetinde başında kepi sırtında cübbesi elinde diplomasıyla, kendini en işe yaramaz hissettiği anı da. Her şeye rağmen hayat güzeldi ve yaşanan her şey güzel ve hatırlanası bir anı olarak kalacaktı kız için. 
Derken okulun bitmesiyle her şey değişti. Gözlüklerdeki pembe filtrelerin yerini şeffaf camlar aldı ve hayat her yönüyle aynı anda bastırmaya başladı. O her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilen, cıvıl cıvıl , saatlerce mutfağa kapanıp yemekler yapan, arkadaşlarına yemekler veren insan gitti, yerine her an şikayet eden, mutsuz, yorgun biri geldi. Evet mesleği hayalindeki meslek değildi ama seviyordu da aslında. Eskiden ne olursa olsun cumartesi geceleri asla evde oturmazdı, mutlaka arkadaşlarıyla dışarı çıkar bir şeyler içer, dans eder eğlenirdi. Oysa ki şimdi ne zamandır böyle bir gün geçirmediğini bile hatırlayamaz hale geldi. Yaşamındaki hızla aynı  doğrultuda yeni insanlar da girdi hayatına. İyisi, kötüsü, eğlencelisi, zor olanı, iki yüzlüsü... Eskiden umrunda olmayan iki yüzlülükler artık daha da bir dokunmaya başladı ona. Bu yaşında hayatından yorulduğundan mı bilmem, tüm idealistliğini bağımsızlığını ve sevdiklerini bu şehirde bırakıp gitmek istemesi de bundan. Altı ay öncesine kadar aklından bile geçmezken geri dönmek, gün saymasını açıklayabilecek başka bir neden bulamıyor, ya da konduramıyordu kendine. Gitse daha mı iyi olacak? Bundan da emin değildi, hatta tam tersini düşünüyordu. Ama emin olduğu tek bir şey vardı, şu anda yaşadığı hayatı istemediği. 3 yaşında, gazeteleri kaçamak bir şekilde okuduğundaki heyecanın kırıntısı bile kalmamıştı 23 yaşındaki halinde... Tam da bu sırada bir şiir ilişti gözüne. Düşüncelerini doğrularcasına 

Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa 
Annenin babanın evini, 
Tam zamanında başka bir şehre gidip 
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın. 
Tam zamanında dönmelisin memleketine. 

demişti şair. Tam zamanı mıydı, işte ondan pek emin değildi sadece!

TAM ZAMANINDA YAŞAMAK

Yemek de boş, içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.

Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.

Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.

Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.

Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.

Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.

Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.

Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.

Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.

Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.

Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.

Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.

Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.

Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.

Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.

Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.

Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.

Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....

Can YÜCEL

Devamını Oku »