aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Adı Hayat Olsun (:

Hayatınızda karşınıza çıkacak tüm güçlükleri aşabileceğinizi hissettiğiniz anlar olur. O an önünüze çıkan her şeyi devirir yolunuza devam edersiniz. Ya da bunu yapabileceğinize inanırsınız. Tam oradayım. Ve burası çok güzel :)
Annem her zaman der, azıcık dilini tut kızım nazar değdireceksin diye. Dilimi tutsam da parmaklarımı tutamıyorum işte, harfler belirip duruyor ardı ardına ekranda. Bitmesin. Saatlerce yazabilirim, sayfalarca anlatabilirim. Yüreğimde bir kuş kanat çırpıyor kuzum modunda yeşilçam repliklerine bile yer verebilirim hatta.
Mutluyum be! O kadar çok bekledim, o kadar çok istedim ki, gerçekten mutlu olunabiliyormuş. Gerçekten mutluyum! Ohhh
Baştan söyleyeyim piyangodan para çıkmadı, öyle kafam kadar tek taşla evlilik teklifi de almadım ( o ne be! )   Küçük şeylerle mutlu olabilen insanlar mutlu olmayı hep hak ederler. ( arada büyük şeyler de gerekli tabi :)
Şimdi nereden çıktı bu uçuyorum halleri derseniz. Valla milyonlar kere bahsetmişimdir zaten 2013'ten beklentim çok, bu yıl benim yılım olacak diye. Gözünü sevdiğimin 2013'ü hakkını veriyor vesselam. 
Her yıl belki de pek çok insanın yaptığı gibi ben de dilek listemi oluştururum. Bu yıl bunu kendime özel yaptım. Kimselerle paylaşmadım. ( Annem gizliden bulup okumuşsa bilemem orasını tabi ) 
Benim bu yılki listem 14 maddeden oluşmuş. Bugün şöyle kabaca gözden geçirirken 6 tanesinin çoktan gerçekleşmiş olduğunu gördüm. Şükürler olsun (:
Biz 21 Aralık 2012'de gerçekten bir enerji çağı atladıysak, ben kesinlikle atlayan taraftayım. 
Eskiden mutsuzluklarım etrafımı sararken şimdi, istemeyi öğrendim. İstediğimi yaptığımı gördüm. 
Bu bazen bir arkadaştı, bazen para, bazen başarı, bazen aşk, bazen de bir kitap. 
En küçüğüne de sahip oldum, en büyüğüne de.
Giderek daha da güzel olacak buna da inanıyorum.  
Hayatta her şeyin en güzel zamanda gelmesi gerektiğini öğrendim. ( Sevgili beyaz atlı prensim, artık zamanın gelmedi mi? Ata gerek yok, kırmızı mini cooperla gelsen de yeter.)
Şimdi kocaman bir uyku çekin kendinize. Rüyanızda en çok istediğiniz şeyi, kişiyi, yeri görün.
Sabah uyandığınızda gülümseyin. Bilin ki o rüyanız bir gün gerçek olacak.
Ve o günün sizin için adı hayat olacak :)


Devamını Oku »

26 Mart 2013 Salı

İyileşiyorum....




Aslında iyiyim gerçekten
Bir kere özgür hissediyorum kendimi
Çapraz yatıyorum yatakta
"Oh be!" diyorum, her şey tamamen benim artık
Canım ne isterse onu yapıyorum
Ama bazen, bilhassa akşam olurken bir tuhaflık olmuyor değil
Sızlıyorum...
Özlüyorum...
Resimlerini atamıyorum mesela, bakamıyorum
Kızıyorum..Çok kızıyorum
Üzmek istiyorum seni, canını yakmak istiyorum
Sonra yatışıyorum
Sana da üzülüyorum
Ama iyileşiyorum ya, iyileşiyorum!


Devamını Oku »

5 Mart 2013 Salı

Bir Keşkeye Daha Yer Yok

18 yaşında hayat fazlasıyla zordu. Hem okul, hem de Öss... Bir de aşık olmuştum üstelik! Ne büyük heyecandı benim için. Gözüm ondan başkasını görmüyordu. Artık hayatım boyunca hep o yanımda olacaktı.  (Aptal aşık yengeç) Keşke daha aklı başında olsaydım!
19 yaşında hayat fazlasıyla güzeldi. Üniversiteyi kazanıp İzmirden İstanbula geldim. Artık yalnız başıma koskoca bir şehirdeydim. Bağımsızdım. Kendi hayatım, kendi evim vardı. Yeni insanlar tanıdım. Yüzlerce. Bir yıl içinde yüzlerce... Okul, Taksim, ev, gece gezmeleri, sabahlamacalar... Aşk mı, yok canım zaten onunla olmazdı. Keşke daha çok kendimi dinleseydim!
20 yaşında hayat fazlasıyla heyecanlıydı. Aşık oldum! Hem de çok! Hayatımdaki en güzel günlerimi geçiriyor, sürekli mutlu geziyordum. Keşke onunla daha fazla vakit geçirseydim!
21yaş..
22yaş..Hayat fazlasıyla karışıktı...Nereden bilebilirdim ki o zamanlar beni en çok mutlu eden insanın canımı da en çok acıtan insan olacağını?  Keşke onu bu kadar önemsemeseydim!
23 yaşında hayat fazlasıyla kaostu. Okul bitti. Dershanede çalışarak İstanbul'da yaşayamazdım. KPSS'yi kazanıp atanmalıydım. Ani bir kararla İstanbul'dan İzmir'e döndüm. Keşke bu kadar acele etmeseydim!
24 yaşında hayat hiç olmadığı kadar sıkıcıydı. Onca yıldan sonra tekrar İzmir'e döndüm. İzmir'e aşığım evet ama İstanbul'u tüm hayatımı, tüm arkadaşlarımı, kendimi bırakıp gelmiştim. İş buldum. Kpssye çalıştım. Atanmalıydım, nereye olursa. 80 aldım. Atanamadım. Yıkıldım.Keşke daha çok çalışsaydım!
Artık bir şeyleri değiştirmeliydim.
25 yaşında, şimdi hayat fazlasıyla umutlu. Artık ne istediğimi, ne beklediğimi biliyorum. Hayatım için ne yapmam gerektiğini biliyor ve bunun için çabalıyorum.Etrafımda iyi hissettiren insanlar var.Onlarla mutlu olduklarım.Güzel vakit geçirdikleri. Güvendiklerim. Dinlediklerim. Anlattıklarım.
Okuyorum, izliyorum, çalışıyorum..Sohbet ediyorum.Güzellikler resmime yeni figürler ekliyorum.Özlüyorum da...Ama biliyorum ki özlediklerime de kavuşacağım.Er ya da geç! Kavuşacağım.
Hayatta hiç bir şey için bu kadar özveride bulunmamıştım. 4 ay daha... Ve 4 ay sonunda tüm hayallerime doğru ilk adımı atmış olacağım. 4 ay... Sonrası güzel. Sonrası umut. Sonrası hayat..!
Artık yaşama vakti! Artık aşk vakti! Artık şükretme vakti!
Bir keşkeye daha yer yok hayatımda. Artık iyi ki vakti!!!
Devamını Oku »

24 Şubat 2013 Pazar

Aşk mı? Sevgi mi?

Farkında olmadan o kadar çok söz söylüyoruz ki. Seni seviyorum, çok aşığım! Gerçekten seviyor muyuz? Ya da o kadar aşık mıyız? Doğru soru şu aslında aşık mıyız yoksa seviyor muyuz? Nasıl yani şimdi biz sevgilimize, eşimize aşık değil miyiz? Aşık isek sevmiyor muyuz? Sevgi ile aşk aynı şey mi? Değilse nasıl ayırabiliriz ki?
Bana göre aşk ile sevgi farklı şeyler. Evet birbiriyle bağımsız değil ama farklı. Peki nedir bu fark? Kendimce şöyle açıklamaya çalışayım..
Aşk hayattaki en güzel, en heyecan veren şeylerden biri! Aşk yetenek işi aynı zamanda. Bana göre herkes aşık olamaz. Aşık olabilmek için cesaret gerekir. Korkaklar sevebilir ama aşık olamazlar!
Aşk kalp çarpıntısıdır, aşırı miktarda seratonin salgılanmasıdır..Aşk bir uyuşturucu bağımlılığına benzer. Yapılan araştırmalarda aşık olan insanlarda dopamin miktarının uyuşturucu kullanan insanlarla benzer oranlarda salgılandığı verilerine ulaşılmıştır. Bilimsel boyutunu geçersek... Herkese aşık olabiliriz. Hiç tanımazdığımız, belki bir kere gördüğümüz, dokunmadığımız, öpmediğimiz birine bile aşık olabiliriz. Aşkın bir sınırı yok ve bu kadar heyecanlı olmasının nedeni de bu bence. Aşk dipsiz bir kuyu..
Ayrıca aşk fiziksel bir şey. Fizikselden kastım sadece cinsellik değil. Aşık olduğun zaman vücudun hemen tepki vermeye başlar. Kalp çarpıntıları hızlanır, eller dizler uyuşur, yüz kızarır. 5 duyu organınla o aşkı yaşamak,tanımak  istersin. Dokunmak, görmek, sesini duymak... Herkes hayatında bir kere de olsa platonik bir aşk yaşamıştır. Okuldayken en genç öğretmenimize aşık olmuşuzdur. Bir düşünün o zamanlar yaşadığınız  heyecanın tarifi var mı? Yok! Aşkın tarifi yok. Aşk fiziksel bir boyut, yaşandığı an hayattaki en güzel şey.
Sevgi ise... Sevmek sevilmek aşktan daha zor ve karışık. Öncelikle herkes sevebilir ama herkesi sevemez. Sevgi için karşılıklı paylaşım olması gerekir. Siz Murat Boz'a aşık olabilirsiniz ama onu sevemezsiniz. Aşk fiziksel demiştim ya sevgi de ruhsal bir boyut. Sizin bir insanı sevmeniz için öncelikle onu tanımanız gerek. Onunla bir şey paylaşmalısınız..Karşılıklı etkileşimleriniz olmalı. Ona saygı duymalı ve değer vermelisiniz. Aynı şekilde tüm bunları onun da size karşı hissetmesi lazım. Sevgi budur bence. Karşılıksız aşk vardır ama karşılıksız sevgi yoktur. Bu yüzdendir biz aşkla sevgiyi ayıramaz bir zannederiz. Her kalbimizi çarptıranı seviyoruz zannetmemiz de bundandır.
Bana göre insan hayatta bir çok kez aşık olabilir fakat sayılı kez sevebilir. Sevgi için tüm akıl ve benliğin bir arada olması gerekir. Sevgi çok yoğun bir farkında oluştur. Seviştiğiniz birine aşık olabilirsiniz, ama sırf seviştiğiniz için birini sevmezsiniz.
Sonuçta aşk ve sevgi bence birbirinden farklı şeylerdir. Aşk hayattaki en heyecanlı şeydir. Sevgi ise en güven verici! Eğer bu ikisini bir arada yaşama şansına sahip olmuşsanız, Dünyanın en şanslı insanlarındansınız. Ona sahip çıkın :)
Devamını Oku »

31 Ocak 2013 Perşembe

Ocak Bitmiş O_o

Tatildeyken takvimden uzak yaşıyoruz malum. Bugün hangi gün dedin mi zaten iş bitmiştir. Ben de bir takvime bakayım dedim, 31 Ocak diyor. Aslında 1 saat sonra Şubat olacak. Zaman dedim ne kadar hızlı ilerliyorsun.
2013 daha önce de milyon kez söylediğim gibi büyük sorumluluklara sahip benim açımdan. Beklenti büyük.
Şöyle bir dönüp bakayım dedim, güzel bir ay geçirmişim. Sevindim!
Uzun süredir yapamadığım bir çok şey yaptım bu ay. Tiyatroya gittim. Kendimle başbaşa kahve molaları verim. Film izledim. Güldüm, bolca güldüm. Emre'm geldi, tekrar maaile bir arada evimizdeydik. Arkadaşlarımla saatlerce sohbet ettim.Güzel anlar hanelerime belki de yüzlercesini ekledim :)
Ve şimdi Ocak   içini doldurduğu bollukla hızlıca çekip gidiyor, yerini Şubat'a bırakıyor. Biliyorum ki Şubat ta  gideni aratmayacak türden güzellikler süprizlerle geliyor. Şubat en başta İstanbul'dan Sinem'imi getiriyor. Bu da demek oluyor ki en yakın zamanda bol kahveli ve soluksuz konuşmalı günler beni bekliyor :)
Evet şimdi büyük bir sabırsızlıkla Şubat'ın bana getirdiği süprizleri, mutlulukları ve güzellikleri bekliyorum...
Ben buralardayım, siz de arada bir uğrayın :)
Şimdi gözlerinizi kapatıp sizi gülümseten ilk şey ne ise o sizin olsun. En yakın zamanda!!

Bu aralar bu korkunç sesime aldırmadan bağıra bağıra şarkı söylemek istiyorum, söylüyorum.
Bu araların favori şarkısı


Ocak'ın Filmleri:


  • CMYLMZ Fundamentals
  • Life Of Pi / Pi'nin Yaşamı
  • Frankenweenie
  • Dark Shadows / Karanlık Gölgeler
  • Toprağın Çocukları
  • 3 Idiots / 3 Ahmak
Ocak'ın Oyunu:
  • Dostlar Tiyatrosu - Ben Bertolt Brecht
Ocak'ın Kitapları:

  • Ahmet Ümit - İstanbul Hatırası
  • Steig Larsson - Arı Kovanına Çomak Sokak Kız
Ocak'ın Sözü:

Gelecek bizimle var ve biz oldukça umut hep var!



Devamını Oku »

6 Kasım 2012 Salı

My missing puzzle piece

Hayat 5 bin parçalı puzzle. Bense onu yaratmaya çalışan bir amatör. Yaptıkça bozuyor, bozdukça yeniden yapıyorum. Bir parça buluyorum. Evet işte devamını getirecek anahtar parça bu! Olmuyor, bulamıyorum yerini. Yeniden bozuyorum, yeniden, yeniden...
Yapboz misali herhangi bir parçası şekillenince benden mutlusu yok. Evet. Oldu. Devamı da gelecek. Bu sefer tamamlanıyor galiba.
Çerçevenin diğer ucuna bakıyorum sonra. Bölük pörçük. Darma dağın.. Hadi diyorum, şimdi de orayı tamamlamalı. Pişman olmadan, günlerce, gecelerce çabalayarak...Ama çok zor. Çok yorucu. Hayat tek başına şekillendirmek için çok büyük.
Yardım edin diyorum, yardım edecek kimse yok mu?
Geliyor işte biri, bu köşeyi seninle birlikte tamamlayacağım diyor. Bu ikimizin eseri. Mutlu oluyorum, güvende hissediyorum kendimi.
Tam şekillenirken birden her şeyi darmadağın edip gidiyor. Ne kadar tamamlasam da eksikleri, ne kadar yamasam da tam değil, hep bir parçam kayıp.
Bu her tekrar ettiğinde eskisinden daha fazla parçalara ayrılıyorum. Sonra sil baştan!
Artık yardım istemem diyorum! Bitti. Ben kendim tamamlarım. Hayatımın köşelerini kendim yaratırım.
Ama mümkün mü..?
Şimdi böyle bir zaman işte. Tek başıma yetemiyorum. Yardım istemekten korkuyorum. Tekrar dağılmaktan, parçalanmaktan korkuyorum...
Eskiden içimdeki ses " bu bozup gider" derdi. Onu bir kenara iter, dinlemezdim. Anca bozup gittiğinde aklım başıma gelirdi.
Şimdi durum farklı. Şimdi akıl "bu bozmaz, bu sefer tamam" diyor. Ama kalbim de onu dinlemiyor. Aptal!
En zoru bu kalp kolay kanar da ya akıl...
Her zaman cengaver gibi öne çıkan kalbim bu sefer korkak, ürkek...
Zaman diyorum, zamana bırakıyorum. Akıl ve kalp anlaşırsa tamam diyorum.
Herşeyi onlara bırakıp aralarından çekiliyorum.
Sadece izliyorum..!
Devamını Oku »

3 Kasım 2012 Cumartesi

Pardon bakar mısınız??


Sevmiş miydim ben sizi hiç, sevişmiş miydik?
Pardon daha önce konuşmuş muyduk?
Yürüyüp çıkmazlarda yorulmuş muyduk?
Yüzünüz ne kadar da aşina
Avcumun içine alıp öpmüş olabilirim

Gözünüz öyle uzak bakmasa

Sizi tanıdığıma yemin ederim
Baş harfini göğsüme yazmış olabilirim

Pardon daha önce nerdeydiniz?

Geçtiğiniz yollara düşmüş olabilirim

Peki, bu melodiyi…
 Hatırlarsınız…




                                                                              Açalım mı bir büyük
Çalalım mı Sezen'i, benim en sevdiğimi 
Duralım mı öylece
Değsin mi kadehlerimiz birbirine?
Sek içelim bugün, 
Sadece sen ve ben
Su bile girmesin rakımıza...
Konuşmayalım hatta,
Bakalım öyle birbirimize, 
Bakayım gözlerinin ta içine
Göreyim orada kendimi..
İçelim sana, bana, bize, Sezen'e, aşka..
Bakıp da gözlerinin ta içine..
Şerefine...




Devamını Oku »

20 Eylül 2012 Perşembe

Sır


Benim de sırlarım var...
İçimde biriktirdiğim
Söylemek istediğim, söylemekten korktuğum
Canım yanmasın diye söyleyemediğim
İçimde büyüttüğüm
Kendime hapsettiğim
Pişman olduğum...




Devamını Oku »

25 Ağustos 2012 Cumartesi

AŞk..



Çünkü aşk; onunla yaşamak değil, onu yaşamaktır aslında...
Devamını Oku »

Bence artık sen de herkes gibisin






Gönlümle baş başa düşündüm demin; 

Artık bir sihirsiz nefes gibisin. 
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin 
Akisleri sönen bir ses gibisin.



Mâziye karışıp sevda yeminim, 

Bir anda unuttum seni, eminim 
Kalbimde kalbine yok bile kinim 
Bence artık sen de herkes gibisin. 




Devamını Oku »

12 Nisan 2012 Perşembe

Büyük tabu: Aşk

Aşk deli cesareti ister derler hep.
Cesaret gerektirir evet ama aşk delilik kaldırmaz, daha doğrusu delilik aşkı kaldırmaz. Akıllı davranmak gerekir aşkta. An gelir deli halinle söylediklerinden öyle pişman olursun ki en akıllı halin altından kalkamaz sonra.
Aşk hata kaldırmaz, en ufağını bile. Düşüncesizlik de tabi... Hiç farkına varmadan geçirdiğin zamanları an gelir mumla arasın. Hiç düşünmeden geçirdiğin saatler, günler ne kadar mutlu olduğunu farketmeden bittiğinde anlarsın meğer ne kadar mutlu olduğunu.
Aşk oyun da kaldırmaz. Sen sen ol dürüst ol aşkta. Ders vericem diye söylemediğin güzel sözleri söylemeye fırsat bulamazsın belki.
O yüzden sana beni seviyor musun dediğinde evet de cevap evetse. Oyun oynama, laf cambazlığı yapma. Seviyorum de.
Benden sana tavsiye, bir daha  bu fırsatı bulamayabilirsin. Bir saha seviyorum diyemeyebilirsin. Belki onunla bir daha konuşamayabilirsin bile.
Sen sen ol dürüst ol. Gururlu ve umursamaz görünmek için zorlama kendini. içinden ne geliyorsa öyle davran, öyle söyle.
Duymak istediklerimizi söylemekten neden korkuyoruz? Aşkı neden tabulaştırıyoruz?
Siz siz olun karşınızda nasıl bir durum olursa olsun kendinizi sevdiğiniz için, kendinize, sevginize sahip çıkın. Utanmayın. Arkasında durun.
Karşılıklı olsun olmasın siz birini sevebilecek kadar büyük bir kalbe sahipseniz, kaybedecek ve utanacak bir şeyiniz yok demektir.
Haydi başlayın, hemen bu akşam!
 Evet seni gerçekten sevdim.
Evet yanında olmaktan, yanımda olmandan çok mutluydum.
Evet şu an senin yanında senin kalbinde olmak isterdim.
Evet seni çok özlüyorum.
...
...
...
Eh benden bu kadar, artık sıra sizde :)


Devamını Oku »

13 Mart 2012 Salı

Mesele sevmekmiş!

Mesele şehir değildir aslında, şehirdekilerdir.
Şehre aşık olmaz insan, şehirdekine olur.
Şehirden nefret etmez, şehirliden eder.
Şehri özlemez, içindekini özler.
Yoksa öneli midir? İzmirmiş, İstanbulmuş, Ankaraymış, Antalyaymış...
Şehir değişikliklerinden sonra bocalar insan. Düzenim değişti, alışamadım falan. Yalan!
Arkamda özleyeceğim insanlar bıraktım diyemez.
Seninle aynı şehirde nefes almak bile güzeldi diyemez.
Seninle herhangi bir anda herhangi bir yerde karşılaşma şansı bile mutluluk verirdi diyemez.
Kaybettim diyemez.
Sen ki senin haberin olmadan o kadar çok sevildin, yüceltildin. Sen sana inat öyle özlendin ki... O sana aşık oldu, sana aşık olmayı sevdi. Onun aklındaki sendin. Seninleyken de, sensiz de... Ama o hep senin yanında olmaktan korktu. Öncekilerin gibi olmaktan, öncekileri gibi olmandan. Hem hiç yanından ayrılmak istemiyordu, hem de seni bir daha görmemek. Aramanı deli gibi isterken, arama diye dua etti.
Aslında seninle olmazdı zaten, olamazdı. Ona kalsa her şeyi feda ederdi. Hayallerini, isteklerini, planlarını...
Sen bilmesen de kaç kez sevdi seni, aşık oldu ve vazgeçti senden. Ama hayat bu değildi. Hayat onun istediği yavaşlıkta dönmüyordu. Onun da akıllanması gereken bir zaman olacaktı.
Ve geldi.
Yaş büyüdü.
Bir adım atmak gerekti.
O vazgeçti. Kendini buna inandırdı. Sonra gördü ki en başında vazgeçmeliymiş, bu kadar zaman geçmeden, bu kadar üzülmeden, bu kadar ağlamadan.Kendiyle bu kadar kavga etmeden.
Keşke hiç girmeseymişsin hayatına, hiç tanımasaymış seni. Keşke sen de herhangi biri olsaymışsın.
Ya da kötü biri olsaymışsın. İyi birinden gitmek o kadar zor ki...
Gitti.
Giderken mutlu ol dedi, kendine iyi bak. Ama hayatında hep minik anların olsun. Onu hatırla ve yüreğin sızlasın.
Ki bundan sonra onun yüreği senin için asla sızlamayacak.
Devamını Oku »

20 Şubat 2010 Cumartesi

"o" an


Başında sinir bozucu bir ağrı var sabahtan beri, kalbi yerinden çıkçakmış gibi hızlı hızlı. Midesi bir garip, sabahtan beri hiç birşey yemedi ki bu onun için normalde çok da mümkün değil. Yaşam amacının yemek olduğunu düşünürsek... Ne giyse saçını nasıl yapsa kırmızı ruj mu yoksa pembe parlatıcı mı. Yok en iyisi gidip saçlarını kestirmek hem de fön çektirip saç derdinden kurtulur.. Giyilecekler de seçildikten ve sebepsizce ayna karşısında geçen bir saatten sonra hazır artık çıkabilir de kalbi hala fazla mesai yapıyor. Sağ salim çıkmayı başarabildi evden. Birini beklemekten nefret eder o sebepten bekletmeyi de sevmez, gideceği yere hep 5 dakika erken gider bu yüzden. Yine erkenci bugün. Hala çarpıntısı var ama biraz daha mutlu şimdi. Beklemeye başla bakalım 5 dakika, beklenenin gelmesiyle bütün sinirler alt üst tabi ama bir gülücük her şeyi unutturabiliyor(muş). Nereye gitmeli? Karşılıklı oturup içkiler söylendikten sonra başlar sohbet , gülüşmeler, muhabbet zaman zaman kahkahalar yükselmektedir masadan. Erkek kıza alışık olduğu üzere komplimanlar yapar. Kız mutludur ya da öyle zannetmektedir. Belki de onunla vakit geçirmektir onu mutlu eden, o anı yaşamaktır bir dakika sonrasını düşünmeden. İlk başlarda her şey güzeldir. Erkek kızın gözlerinin içine bakar sebepsizce dakikalarca, kız niye öyle baktığını sorunca öylesine der bakmak istedim. Her şey o anda çok güzeldir ama zaman da ilerlemektedir, hiç bitmesin ister hiç kalkmasınlar masadan, hiç giymesinler paltolarını. Çünkü bilir kız bu sefer farklıdır, bu sefer bir şeyler bitmiştir ve bu sondur ikisi için de. 4 saat göz açıp kapayana kadar geçmiş "o" an gelmiştir. Hesabı ister erkek, öder ve kalkarlar. O an anlamıştır kız bir kaç dakika sonra gerçekten biteceğini. Oysaki hep o masada kalsalar, hep gülümseseler otursalar el ele, hep baksa erkek kızın gözlerin içine. Daha yavaş atılmaya başlamıştır adımlar, on dakikalık yolu yirmi beş dakikada yürümüşlerdir ama kaçınılmaz son gelmiştir. Ve ayrılık anı... Tekrar görüşmek için birbirlerine söz verirler, erkek kızı öper ve arkasını dönüp gider-her zaman yaptığı gibi- Kız tek başına eve dönerken sonun ilk defa bu kadar net farkındadır. O her zaman umursamaz bir aşık olmuştur, canının acıyacağını bile bile sevmiştir, yengeç kadınıdır ne de olsa. En yakın arkadaşlarının onu milyonlarca kez uyarmasına rağmen atamamıştır erkeği yüreğinden, onu her görüşünde daha çok yanar canı, sızlar içinde bir şeyler. Ama bu seferki sızı daha bir başkadır, bu sefer sorun canının öncekiler gibi yanmamasıdır. Artık eskisi gibi olmayacaktır hiçbirşey, artık eskisi gibi aşık değildir çünkü, akılanmıştır zorla da olsa. Evinin kapısını açar koltuğuna oturur ve göz yaşları süzülmeye başlar, giderek daha da hızlı akmaktadır gözünden yaşlar. Bu erkek için son defa ağlayışıdır. Gözlerini siler üzerini değişir ve yeni güne uyanmak için yatar aklında hala o an elinde erkeğin elinin sıcaklığı...
Devamını Oku »