25 Ağustos 2012 Cumartesi

Bence artık sen de herkes gibisin






Gönlümle baş başa düşündüm demin; 

Artık bir sihirsiz nefes gibisin. 
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin 
Akisleri sönen bir ses gibisin.



Mâziye karışıp sevda yeminim, 

Bir anda unuttum seni, eminim 
Kalbimde kalbine yok bile kinim 
Bence artık sen de herkes gibisin. 




Devamını Oku »

Sabah süprizi (:



Sabah tartıya çıktığımda son 7 senedir görmediğim rakamı görünce
attığım sevinç çığlıkları tüm evi uyandırsa da ....



Devamını Oku »

Susma veda ederken...


Bugün böyle...


Devamını Oku »

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Ah O Eski Bayramlar


Geçtiğimiz 30 gün ve önümüzdeki 3 gün boyunca herşeyden daha çok duyacağımız bir cümle "ah o eski bayramlar..." Bunu fırsat bilip, neredeyse çeyrek asırlık yaşımı da göz önünde bulundurarak bir tane de benden gelsin dedim.
Şaka bir yana şimdi bayram demek tatil demek, öğlene kadar uyumak demek, yazlığa kaçmak demek, internetten ucuz tatil fırsatı düşürmeye çalışmak demek. Çocukluğumdaki bayramlarda yaşadığım heyecandan, sevinçten, yorgunluktan hatta zerre yok artık. Sadece bende de olduğunu sanmıyorum işin kötüsü.
Bayramlar bizim evde 3 senedir zaten bayram tadından uzak... Aile eksildikçe, gidenler bir bir arttıkça, bayramlarda öpülen ellerin sayısı azaldıkça gidiyor içimizdeki duygular da.
Klişeler bir yana gerçekten benim bayram ritüellerim vardı küçükken ve bunlar beni gerçekten mutlu ederdi.
İstisnasız her arefe günü kuzenim ve ben, rengarenk bigudilerle saçımızı sarardık, açılmasınlar diye de anneannemin yemenilerinden bağlardık birer tane. Sonra bütün gece birbirimizin kocaman kafalarına bakıp gülerdik, bigudiler kafamıza battığı için de uyuyamazdık zaten.
Sabah olurdu ve başlardı koşuşturmaca. 6 buçuk olmadan kalkardım, baba bayram namazına gönderilir ve kahvaltı hazırlıklarına başlanırdı. Normalde günün herhangi bir saatinde ağzıma bile sürmeyeceğim dana ciğeri kavrulur, yenirdi kahvaltıda. Tepsi tepsi börekler yapılır,  baba sıcak ekmek alır ve kahvaltı sofrasına oturulur. Bizim için bayram kahvaltısı demek anneannemin evinde yapılan 12 kişilik kahvaltı demekti. Ne olursa olsun bütün aile beraber olurduk, istisnasız hepimiz, istisnasız her bayram. Kahvaltı bitince en büyük olan dedemden başlamak üzere sıraya dizilinir ve eller öpülür bayramlaşılırdı. Ben uzun bir süre en küçük olduğum için elimi kimseye öptüremezdim, ta ki Emre'ye kadar :)
Öğlen olunca evimize gelir bayramlıklarımızı giyer ve babaanneme giderdik, orda da 15 kişilik kocaman bir aile olurduk. Öğle yemeği de babaanne evinde yenirdi yine istisnasız, her bayram. Yemekler bile değişmezdi, sabit. Önce tavuk çorbası. Fırında köfte patates, zeytinyağlı sarma, nohut, taze fasulye, pilav, salata. Hiç değişmedi 20 sene, hiç.
Sonra saklı saklı tatlılar bulunur, her gelenle çikolata yenirdi. Toplanan bayram harçlıkları benim için dünyaya bedeldi.
Hiç öyle kapı kapı dolaşıp şeker toplamadım ben, ya da ayakkabımı yatağın altına koyayım, elbisemi karşıma asayım gibi fantazilerim de olmadı ama o bayramlıklar ilk giyildiğinde burnuma gelen kokuyu hiç unutamam...
Akşam dedin mi toplanırdı misafirler, 3 gün misafir dolu geçerdi, tanıyıp da görmediğin kimse kalmazdı...
Sonra büyüdük biz...
İnsanlar garipleşti...
Bayram oldu tatil..
Sonra bir bayrama 4 gün kala dedemi kaybettik, tam 3 sene önce.
O gün bitti benim için bayramlar, onsuz bayram istemedik biz hiç, istemedim. Onun elini öpemediğim bayram bayram değildi benim için.
Önce kahvaltılar bozuldu...4 kişilik oldu.
Ardından babaannem gitti...
Gidenleri anma gününe döndü bayramlar, amacından şaştı.
Ve şimdi, bu arefe gününde saçımda bigudi yok benim.
Dedemin elini öpmek yerine, o bembeyaz taş karşısında dikilicem, soğuk, hüzünlü...

Yine de bir umut değişir bir şeyler.
Yine de ben her bayram sabahı annemin babamın yanında olurum. Şimdi de, 3 sene sonra da, 30 sene sonra da...
Bayram harçlığı almam belki ama ben veririm harçlık.
Sonuçta her şeye rağmen sevdiklerimizle geçirdiğimiz her gün bizim için bir hediye, bayram olsun olmasın.
Umarım yarın siz de kaybettiklerinizle, yanınızdakilerle, uzağınızdakilerle güzel bir bayram geçirirsiniz.
Şeker gibi bir bayramınız olur.
O zaman şimdiden iyi bayramlar hepinize :)
Devamını Oku »

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Hayat bana güzel

Garip ama mutluyken yazamıyorum ben bunu farkettim, sıra gelmiyor galiba...
Şimdi yazdığına göre yine mi depresyondasın derseniz, yok derim değilim, bir süre hatta uzuuun bir süre de böyle bir niyetim yok :)
Yaklaşık 1 aydır çok iyiyim, yani dört gözle beklediğim İstanbul seyahatinden döndüğümden beri...
İstanbul beklediğim gibi mi geçti, bir nokta dışında evet. Ama o beklemediğim bir nokta benim gözümü açtı ve ta tamm.
Hayatıma yeni insanlar sokmayı çok severim, ama tam tersini beceremem pek. Bu sefer 4 yıllık bir karın ağrısından kurtulmuşçasına rahatladım işte. Ay bir hafifledim bir rahatladım sorma gitsin :)
Kpss bitince de kendime geldim iyice, her ne kadar iyi mi kötü mü bilmiyorum ama içim çok rahat. Tekrar kitap okuyorum, film izliyorum...
Tekrar saatlerce mutfağa giriyorum mesela, yeni şeyler deniyorum.
Artık hareketli şarkılar dinliyorum mesela, spor yapıyorum.
En son 8 sene önce girdiğim bedendeki elbiselere sığıyorum :)
Minik yeğenim Efeyle vakit geçiriyorum, beraber oturup saatlerce Nat Geo Wild izliyoruz, gelmişini geçmişini öğrenmediğimiz hayvan kalmadı.
Etrafımda beni mutlu eden insanları bulunduruyorum, uzun süredir görmediğim dostlarımla tekrar görüşüyorum.
Gelecek için planlar yapıyorum sadece kendim için, hayatıma girecek insanı planlamıyorum, sadece zamanı geldiğinde gelsin katılsın bana ve daha da güzelleştirsin hayatımı.
...
Daha niceleri
Sözün kısası sen gittiğinden beri hayat bana güzel ...

Devamını Oku »

9 Haziran 2012 Cumartesi

Genco Erkal ile Nazım Oratoryosu

Siz de benim gibi kaçırmışlardansanız  herşeyi bırakın bu akşam, akşam daha bir rahat huzurlu olur, açın izleyin, dinleyin, ağlayın, söyleyin, sövün...



Devamını Oku »

Uzuun zaman oldu

Uzun süredir yazamıyorum, sıra gelmiyor derler ya, gerçekten varmış öyle birşey. Bazılarınızın bildiği kadarıyla henüz atanamamış bir öğretmen olaraktan kpssye hazırlanmaktayım, bu sene atandı atandım, dahasını kaldıramam. E sınava da şunun şurasında 28 gün kalınca bende son düzlük, ne yapçağını şaşırma, herşeyi bir anda yapma çabası baş gösterdi tabii.
Haliyle başka bir şey yapamaz, düşünemez hatta rüyamda bile göremez oldum. Tesellim sınavdan 15 gün önce yapacağım 1 haftalık İstanbul kaçamağım..Ohh valla çok seviyorum ve kocaman bir hevesle bekliyorum.
Neyse ne demiştik uzuuun zaman oldu yazmayalı. Ben ki her sıkıntısında eli kaleme kağıda giden bir insanım, ama yaş ilerledikçe daha çok düşünüyor insan yazmadan, eskiden korkmadan yazabildiğin şeyleri şimdi söylemeyi, yaşamayı bırak yazmaya bile korkuyoruz. Korkuyordum. Artık değil...!
Son 3 senedir bir çok kişisel gelişim kitabı okudum, çok araştırdım. Kendimi ve hayatımı, hayatımdakileri çok suçladım, daha çok hayatımdakileri. Hep onlar yüzünden üzülüyorum sandım.Ama neymiş değilmiş..
Dedim ya çok kişisel gelişim kitabı okudum, ama bana en iyi gelen Aykut-Esra Oğut çifti oldu.
Artık hayatımı kendim yaşıyorum. Bu klişe mutluluk içimizde sözleriyle o kadar çok dalga geçerdim ki. Mutluluk nerde bilmem ama ben istediğimde mutlu, istediğimde mutsuz olabiliyorum bunu öğrendim.
Başka neler öğrendim...
Gerçekten sen ne istiyorsan onu veriyor hayat. Sipariş kapıda teslim misali. Hemen olmuyor belki biraz zaman geçiyor ama yine de geliyor siparişin düşüyor hoop diye kucağına.
Olmasından korktuğun, olmasını korkuyla beklediğin şeyler de oluyor yalnız. O yüzden sadece iyiyi istiyoruz evrenden :)
En zor öğrendiğim şey de hatta hala tökezlediğim, başkasının yanında ağlama, başkasına ağlama! Gerçekten, sevgilin de olsa, dostun da olsa, ailen de olsa kimsenin yanında ağlama. Senin tercihin tabi ama gün gelir senin yüzüne çarpılır ağladığın omuz. Hep böyle olur, hep böyle olmuştur. Görmek kolay değil, uzun sürer, acıtır, ama budur!
İnsanlar senin yanında ağlarlar, sıkıntılarını paylaşırlar, dertlerini anlatırlar. Ama sıra seninkilere gelince birden puff!
En başta kızarsın onlara ama sonradan anlarsın iyi yaptıklarını. Böyle zamanlarda ben kendime kalmayı severim. Seni her halinle tanımaya değmez her insan. Hayatta 3-5 tane olur onlardan, onları buldun mu çok şanslısın. Bulmadın mı bekle, sadece bekle.
Benim bir tane var mesela. Hiç sorgusuz sualsiz içimi açabildiğim, beni %100 tanımaya değen, buna hakkı olan bir kişi... Diğerleri de elbet arkadaştır, dosttur, ailedir, sevgilidir, çocuktur, eştir ama bu değildir..
Eğer onu bulursanız, ve bundan emin olursanız onu hiç ama hiç kaybetmeyin :)

Başı sonu ayrı olan bu blog yüzünden de beni affedin :) İçinde bulunduğum 1 ay boyunca her türlü dengesizliğimi  göz önünde bulundurmazsanız 8 Temmuz itibariyle normal kişiliğimi geri dönüyorum :)


Bu arada İstanbula 17 gün kaldı, pek sevinçli pek heyecanlıyım. O kadar özlediğim, sevdiğim insan görücem ki değmeyin keyfime, o bir haftayı şöyle keyifli keyifli yaşamayı seçiyorum, duy beni evren!

Devamını Oku »