Garip ama mutluyken yazamıyorum ben bunu farkettim, sıra gelmiyor galiba...
Şimdi yazdığına göre yine mi depresyondasın derseniz, yok derim değilim, bir süre hatta uzuuun bir süre de böyle bir niyetim yok :)
Yaklaşık 1 aydır çok iyiyim, yani dört gözle beklediğim İstanbul seyahatinden döndüğümden beri...
İstanbul beklediğim gibi mi geçti, bir nokta dışında evet. Ama o beklemediğim bir nokta benim gözümü açtı ve ta tamm.
Hayatıma yeni insanlar sokmayı çok severim, ama tam tersini beceremem pek. Bu sefer 4 yıllık bir karın ağrısından kurtulmuşçasına rahatladım işte. Ay bir hafifledim bir rahatladım sorma gitsin :)
Kpss bitince de kendime geldim iyice, her ne kadar iyi mi kötü mü bilmiyorum ama içim çok rahat. Tekrar kitap okuyorum, film izliyorum...
Tekrar saatlerce mutfağa giriyorum mesela, yeni şeyler deniyorum.
Artık hareketli şarkılar dinliyorum mesela, spor yapıyorum.
En son 8 sene önce girdiğim bedendeki elbiselere sığıyorum :)
Minik yeğenim Efeyle vakit geçiriyorum, beraber oturup saatlerce Nat Geo Wild izliyoruz, gelmişini geçmişini öğrenmediğimiz hayvan kalmadı.
Etrafımda beni mutlu eden insanları bulunduruyorum, uzun süredir görmediğim dostlarımla tekrar görüşüyorum.
Gelecek için planlar yapıyorum sadece kendim için, hayatıma girecek insanı planlamıyorum, sadece zamanı geldiğinde gelsin katılsın bana ve daha da güzelleştirsin hayatımı.
...
Daha niceleri
Sözün kısası sen gittiğinden beri hayat bana güzel ...
Çocuk!
Senin doğum günlerini sevmemeye başladım.
Sen 20'li yaşlarına yaklaştığına göre ben de yaşlanıyorum. Senin yüzünden bu acı gerçekle her an her saniye yüzleşiyorum.
Ayrıca eskisi kadar kandıramıyorum da seni. Sol koluma vurduğunda kalbimin durmayacağını biliyorsun artık ve bu hiç de eğlenceli bir durum değil.
Eskisi gibi işkence de edemiyorum sana, üstüne bir de işkence görüyorum.
Hoş değil!
İyi yönlerin de yok değil hakkını vermeliyim. Artık seninle dedikodu yapmak daha zevkli. İçip, sarhoş olmak. İhtiyacım olduğunda önce senin yanımda olacağını bilmek.
Dışarı çıktığımızda hesabı ödememek :) E koca adam oldun, bu da benim hakkım artık di mi.
Diyetteyken sevdiğim şeyleri gözümün önünde insan dışı bir şekilde yemen dışında iyi bir kardeş olmayı başarabildiğini düşünüyorum.
Neyse sözün özü çocuk;
İyi ki doğdun küçük kardeşim, iyi ki bizimlesin.
Seni kocaman kocaman seviyoruz, seviyorum :)
Öncelikle açın yukarıdaki videoyu ve bu şarkı eşliğinde okuyun yazımı. Tam pazar dinginliğinde, huzur verici...
Yaz yaklaştıkça sanırım yaz insanı olmamın da katkısıyla ( 29 haziran doğum günüm, evet yaklaşmakta öhöm ) bende bir mutluluk, huzur halidir aldı başını gidiyor. Öyle ki uzun süredir kendimi bu kadar iyi hissetmemiştim.
Hayatımda öyle ekstra durumlar yaratan bir değişiklik de olmadı ama sanırım artık iyi yaşamayı öğrendim. Hayatın tadını çıkarmayı, dert etmemeyi, güzele inanmayı ve ulaşmayı.
Havalar ısındıkça ben de kıpırdamaya başladım. Bundan sonrası için hayat planlarım çok.
Bundan sonra çözümler ve yollar var dertler ve somurtmalar yerine.
Mutlu eden, neşeli insanlar var üzenler ve negatifler yerine.
Hayat daha planlı, gelecek daha pozitif. Öncelikle baştan atlatılması gereken bir kpss köprüsü var ki bu aralar tüm boş zamanlarımı onun hazırlıklarıyla çalışmalarıyla geçiriyorum. Ağustosta tekrar İstanbul'a dönücem onun sayesinde :) 2,5 yaşına okumayı öğrenmiş ve 18 yıldır ders çalışan bir insan olarak, seviyorum ders çalışmayı galiba. Alayım şöyle güzel kalemlerimi gömüleyim test kitaplarına. Herkesi yorar, beni hayattan izole eder, düşünceler uçup gider kafamdan. Bunu gördükçe doğru bir meslek seçtiğime olan inancım da artmakta zaten :)
Onun dışında tam gaz giden bir Dukan Diyeti maceram var ki, o da süper. Hayatta ilk defa daim ettirebildiğim diyet deneyimim. Daha çok beslenme biçimim oldu artık. Zira verilen 12 kilo da olumluluklar dolusu bir pekiştireç :) Dukan diyeti hakkında ayrı ve geniş bir post hazırlamayı düşünüyorum, düşündüğümden daha etkili ve geniş kitleli bir durummuş çünkü.
Onun dışında etrafımda çok sevdiğim insanlar var, 5 yıldan sonra ailenin verdiği huzur hiç bir şeye değişilmez.O güven, sevgi, ne kadar büyük ve sonsuz. Ayrıca kendileri benden de çatlak olduğu için çok neşeli gıpta edilecek bir hayatımız da söz konusu ayıptır söylemesi :)
Bir de dostlar var ki, yıllardır seninle, her gün yanyana olmasa da ihtiyacın olduğunda yanında. Onlarsız hayat hiç çekilmez zaten.
Beni heyecanlandıran ve şimdiden mutlu olmamı sağlayan bir diğer plan da haziranın sonundaki bir haftalık İstanbul çıkarması. En yakın arkadaşlarımdan, can dostlarımdan biri evleniyor, ben de bu aşkın ilk günden beri şahidi olarak arkadaşlarımın yanında bulunma görevini layıkıyla yerine getirmekle yükümlüyüm :) 1 hafta boyunca İstanbul hasreti giderilecek, görülecek bir sürü dost-arkadaş olacak. Taksimde içilecek, adada bisiklet sürülecek ve daha neler neler. Bu seneki doğum günümün de İstanbul haftasına denk gelmesi de tadından yenmez. ( Burada yazar arkadaşlarına gönderme yapıyor, planlar yapılsın babında)
Diyorum ya hayatla sevgi ve mutluluk çerçevesinde bir ilişki yürütüyoruz artık, şu an bile yüzüm gülüyor mesela. Aslında çok klişe gelecek ama bunu ben bir bakıma da Aykut Oğut'a borçluyum ve evrenden torpilim var kitabına.
O kadar inandırdı ki beni sonunda ben de torpilliler sınıfına girdim hem de hiç çıkmamak üzerine :)
Ama tüm ön yargılarınızdan arınıp okumalısınız bu kitabı, ve inanarak, çünkü ancak o şekilde işe yarayacak.
Eğer bunu başarırsanız da siz de en torpillisinden olacaksınız. Zaman alacak ama olacak.
İlgilenirseniz buraya ( http://www.ayrasehri.com/ ) bir göz atın, hatta mail bültenlerine kayıt olun. Her pazartesi mailleriyle güne gülerek ve inanarak başlamak inanın çok harika gelecek. Bunların hepsi şu an çok kalıp geliyor ama denemekten ne kaybedersiniz ki?
Ben şimdi hayatıma ikinci şansını veriyorum ve o da bu şansı elinden geldiğince iyi değerlendiriyor :)
Gün geçtikçe, belki de biz büyüdükçe, yaşlandıkça (!) daha da anlamlı geliyor bu günler, en azından benim için bu böyle.Etrafındaki kişiler gidiyor, yerini yenileri alıyor. Gitmez dediklerin öyle bir gidiyor, yapmaz dediklerin öyle şeyler yapıyorlar ki oturup salak salak izlemek düşüyor sana.
Bir de gitmeyenler var ki, işte ne yapsan, ne desen az.
Hayatta hiç kimseye, hiçbirşeye önyargılı olmamak gerekirmiş, bir de herkesle körü körüne hayaller kurmamak.
Zaman zaman öyle biri girer ki hayatına, dan diye apar topar bir günde. Yıllardır yanındaymış gibi gözükenlere inat yanında olur her şeyiyle, her haliyle. Marifet geçmişte değil "an"dadır. Şu anda yanında olmaktadır. En sevindiğinde, en üzüldüğünde, en ihtiyaç duyduğunda.
Tüm komplekslerinden arınıp sana senin gibi bakabilmektir dostluk.
Empatidir.
Yalnız kalmak istiyorum dediğinde başucuna kahvesini bırakıp hemen yan odada beklemektir.
Arada kilometreler olsa dahi gecenin üçünde telefona sarılmaktır.
Yanında hiç düşünmeden sarhoş olmaktır.
O sarhoş olduğunda anlattıklarını sabırla dinlemek ve yatağa taşımaktır.
Evinin kapılarını sonuna kadar açmaktır.
Diyetteyken onunla aç kalmaktır.
Son shot tekilayı ona bırakmaktır.
Sırf kafasını dağıtsın diye -5 derece soğukta kapı kapı dolaşmaktır İstiklal sokaklarında.
Sabahtan akşama kartopu oynamaktır.
Son paranla hiç düşünmeden yanına gitmektir.
Konuşmadan sadece gözlerle anlaşabilmektir.
Konserlerde omuz omuza verip 8 saat ayakta beklemektir.
Yaraları beraber iyileştirmektir.
Sabahları saatlerce kahvaltı hazırlayıp 10 dakikada beraber silip süpürmektir.
Senin annenin onun annesi olmasıdır.
Beraber oturup saatlerce saçma sapan diziler izlemektir.
Sana ihtiyacı olduğunda yanında olamadığın için vicdan azabıyla tüm gece ağlamaktır.
Cumartesi gecelerini - sevgiliye rağmen- ipotek etmektir.
Başkalarından en sağlam kazıkları yedikten sonra daha sıkı sarılmaktır.
2 fincan kahve eşliğinde saatlerce konuşmaktır.
Hiç sevmediğin birine sırf o seviyor diye tahammül etmektir.
Hiç kaybetme korkusu olmadan birini hayatına sokmak ve dibine kadar sevmektir.
Ulaşamadığında tüm tanıdıkları arayarak olağanüstü hal ilan etmektir.
Hırsız korkusuyla sabaha kadar uyumadan kanepenin üzerinde tünemektir.
Kuşandığın tüm zırhlanırından arınıp omzunda ağlayabilmektir.
Kolay değildir dost biriktirmek....
Ne şanslıyım ki benimki en alası, en güzeli, en bitanesi, en dostu, en kardeşi.
Zaman geçtikçe, biraz daha azalırmış mutluluklar yerini mutsuzluklara bırakarak insan hayatından, ve bu belli günlerde daha da ağır gelirmiş bugün anladım!
Şen şakrak yapılan konuşmalar yerini kuru bir mesaja bıraktığında,
Sevdiklerinle arandaki samimiyetin(!) maksimum düzeye ulaştığı anda, öyle ki minik süprizlerle küçük mutluluklar yakalnmaya bile uğraşılmadığında,
Sevdiğini bir şehirde bırakıp başka bir şehre taşındığında...
17 yıl önce, küçücüktün sen daha.
Hiç ama hiç beklemediğim bir anda geldin girdin hayatıma, hiç sevmedim o zaman senin gelmeni, sevgime anneme babama ortak olmanı.
Tektim ben hep, sadece benimdi onlar.
Ama zaman geçip de büyüdükçe sen işte o zaman hayatıma ortak olmaya başladın ve anladım seni nasıl çok çok sevdiğimi.
İşte ondan sonra hep yanımdaydın, bana hem kardeş hem de muhteşem bir arkadaş, sırdaş oldun.
Hayatta düşünmeden her şeyimi anlatabilirim diyebileceğim ve hiç hesapsız sonuna kadar güvenebileceğimsin sen.
Her ne kadar eşek kadar olmuş olsan da küçük kardeşimsin benim.
İyi ki doğdun.
Seni çok ama çok seviyorum.