15 Aralık 2015 Salı

Dezenfekte ruhlar aşkına!

Yeni iki erdemim var bu hayatta. Sabır ve şükür. Sinirleniyor muyum? Çokça hatta pek çokça sinirleniyorum. İlk 30 saniye kafamda tilkiler çıldırıyor. Sonra neden Esra diyorum. Neden kendine dert edesin ki. Sonra soruyorum kendime, halledebileceğim bir şey mi diye? Evetse sorun yok, bitti gitti. Hayırsa, birinden yardım alarak halledebilir miyim diye sorguluyorum o zaman, bunu yaptığım anda farkında olmadan çözümü de geliyor yanında zaten. Kendime sıkıntı yapıp ruhumu darlamaktansa düşünüp çözüm bulmaya çalışıyorum, sadece kendim sırtlanmıyorum, yükü gerekli kişilere bölüştürüyorum. Sonrası akıl ve ruh sağlığı :)
Bu sabah bunu bir kez daha anladım. Kimse için kendimi çok üzmeyeceğim, çözümü olan sorunlar için kendimi boğmayacağım, tek başıma başaramadığımda da yardım isteyeceğim. Süper kahraman değil, insanım. Yetemediğim zaman yettiğimle mutlu olacağım.


Her haftasonu sokağımzan sokak müzisyenleri geçiyor. Kapatıyorum evdeki her şeyi 5 dakika boyunca akordeona bırakıyorum kendimi. Ay nasıl huzurlu geliyor o bana. Alttan alttan usul usul çınlıyor evimin içinde. Sonra şükrediyorum. Bir evim olduğu için, bir işim olduğu için, ailem her zaman benimle olduğu için, herşeyi konuşabildiğim; konuşamadığım zaman bile anlaşabildiğim dostlarım olduğu için, beni çok seven ve ihtiyacım olan tüm gücü bana vermeye çalışan bir hayat arkadaşım olduğu için... Şanslıyım. Biliyorum. Bunu seviyorum. Ama bunun benimle ilgili olduğunu da biliyorum. Bu tanrının benim tüm iyi olma çabama karşı verdiği bir ödül. Sevgiyle kabul ediyorum ve çoğaltıyorum.Bunun benimle çoğalacağını biliyorum.
Ben etrafımı çirkin enerjilerden arındırıp, iyileşmeyi reddeden insanlardan uzaklaşıyorum. Aynı şekilde siyaha çalan sorunlardan da. Yaşasın gülümseyen suratlar.Dezenfekte ruhlar aşkına!!!
Devamını Oku »

6 Aralık 2015 Pazar

Call It Magic


Bazı hislerin dilde karşılığı yok. Türkçesi hiç yok. İngilizce başlık olur muymuş demeyin, olur arkadaş. Ben neyi hissediyorsam o olur. Tabi ki bu hissiyatın Galata ile alakası yok, ben Galata'nın ruhuna aşık bir insanım. ondan kondurayım buraya bir yerlere.
Bence benim hayatıma bir peri eli değdi, planlamadığım herşey birden karşıma çıkıyor. İmkanım olsa sokakta her gördüğüme anlatsam hislerimi. Susuyorum. İzliyorum. Bekliyorum. Hayal etmeye devam ediyorum.
"May dreams come true" kaplı bir defterim var. İçine yazarım hep hayallerimi. Gerçek olduklarını görmek acayip büyük mutluluk benim için.
Bugün hazır kendi kendime bir pazar yakalamışken evde 2016 dilek listemi de bir güzel doldurayım evden çıkmadan önce. Ardından uzun zamandır görüşülmeyen bir arkadaş ile gıybetin dibine dibine vurmaca.
Kimbilir önce 18 sonra da 24 yaşımda gelebilmek için can attığım, türlü zorluklarla ikisinde de gelebilmeyi başardığım; 10 senedir yaşadığım İstanbul'a veda etme zamanı gelmiştir. İnsan gelebilmek için can attığı,türlü insanlarla kapışıp, ailesini karşısına alıp türlü fedakarlıklar yaptığı bu şehri niye terkeder?
Yine çok büyük bir fedakarlık mıdır bu, özveri mi. radikal bir karar mı, risk mi? Neyse ne! Ben hayatımda hiçbirşeyi uzun uzadıya düşünüp hesaplamadım. Beni ne mutlu edecekse onu yaptım ya da yapmaya çalıştım. Şimdi belki de yeni bir hayatın eşiğindeyim. İstanbul defterini dürmeye karar verdim vermesine ama umarım en doğrusu bu olur. En güzeli ve en mutlusu.
Belki de gelecek diğer güzel günlerin başlangıcıdır bu. Öyle olduğunu hisettmek çok garip. Kelebekleri hissetmek diye birşey varmış, biliyor musunuz?
Sanki yazılmış bir senaryoyu yaşıyor gibiyim. Ben aslında kitapların hep son sayfasını okurum en önce. Şimdi ise heyecanla her sayfayı sindire sindire çeviriyorum. Acelem yok, her bir cümleyi yaşıyorum. 
Öyle salak saçma gülücükler içerisindeyim. İçim hep kıpır kıpır. Güzel günler hep kapıda. 
Zaten sevdiğimle Amsterdamda başlayan bir yıl tabi ki kocaman güzellikler getireceğini ilk günden müjdelemiyor mu ama?


Devamını Oku »

22 Kasım 2015 Pazar

Amsterdam Calling


Bu post aşırı derecede heyecan, heves, mutluluk içerir. :)
Yazın çöken Avrupa planımdan sonra yılbaşında sonunda Amsterdam'a gidiyoruz!! 2 ay öncesinden hevesle yaptığımız planlar sonucunda herşeyimiz tam.Sevdiceğin vizesi de gelince tastamam olacak.
Ben ilk defa yurtdışına çıkacağım için çok heyacanlıyım. Üstüne Amsterdam hayal şehrimdi benim. İlk oraya gitmek en başından beri aklımdaydı.Sonunda gidiyorum!
Biraz hazırlık sürecimden bahsedeyim size, gitmek isteyenlere belki yardımcı olurum. 
Biz Ekim ayında aldık biletlerimizi.Pegasus ile gidiş geliş 650 tlye denk geldi. Çok ucuz değil ama yılbaşı olduğunu ve Avrupanın en gözde şehirlerinden biri olduğunu hesaba katarsak kabul edilebilir bir ücret. Aktarmasız direk gittiğimiz için de rahat. Uçuş saatlerimiz sayesinde tam 3 günümüz var orda.
Konaklama mevzusu biraz tuzluya gelecekti. Yılbaşı olduğu için fiyatlar resmen 3 katı. Airbnb'de kalınacak evler hep tutulmuş. Olanlar da 2 gece 1000 tl civarında. Merkezde kalmak hayal olunca biz tur şirketlerinden otel satın aldık. İbis Hotel Schiphol'de 2 kişi 2 gece kahvaltı dahil 750 tlye denk geldi ki buda bizi havalara uçuldu. Merkeze 24 saat ulaşım var ve yaklaşık 20 dakika olduğu için bize çok koymayacak diye düşünüyorum.
Pasaportum olmadığı için 587 liracık bayıldım ve 10 senelik çıkardım. 2 gün sonra elimdeydi.Pasaportum elime gelince aldı mı beni bir heyecan. Dünyanın en pahalı pasaportuna sahip bir ülke olarak sağlam bayıldık.
Sonra sıra geldi herkeslerin en çok korktuğu vize mevzuuna. Hollanda direk başvuru almadığı için Vfs Global aracılığı ile Schengen'e başvurdum. 266 tl de o :)
Vize evraklarını tam ayarlayınca o kadar korkulcak bişey yokmuş. Benim vizem 5 günde geldi. İlk girişim olduğu için 45 günde 30 gün kalmalı verdiler.
Şimdi herşeyim tamam. Berkay'ın vizesi de geldiğinde herşeyi tamamlayıp gideceğimiz günü bekliyoruz. 
Hem yılbaşı, hem Amsterdam'da olmak,hem de beraberliğimizin birinci senesini kutlamak biraraya gelince....
Ben mutlu olmayayım da kim olsun a dostlar.

Nazar değdirmeyin, gebertirim!!! :) 
Devamını Oku »

16 Kasım 2015 Pazartesi

Bir Nefes Seratoninlik Canımız Var


Uzun zaman oldu. İyi - kötü günler geçiriyoruz. Hayat koşuşturmacası, dilekler, yapılacaklar, yapılamayanlar... En ufak bir fırsatta nefes almalık havalar kaçamaklar yaratmaya çalışıyorum. Deniz kenarı bile lüks oldu resmen. İstanbul koşuşturma doldu. Yeni yıl arifesi yaklaşırken yine yeni rotalar, dilekler, istekler var avuç içinde. 
Bu yıl çok uzun zamandır gerçekleştirmek istediğim bir şeyi yapıyorum. Eğer bir terslik çıkmazsa 2016'ya sevdiceğimle Amsterdam'da gireceğiz. Çok heyecanlıyım, yalan değil. Yurt dışına gitmek en çok istediğim şeylerden biriydi. Amstersdam en çok görmek istediğim yerdi. Yılbaşı ve sevgilim de bir araya gelince çok güzel olacak çok!!
Yaz tatilinde planladığımız ve türlü terslikler yüzünden gerçekleştiremediğimiz şeyi yılbaşında yapacak olmanın mutluluğu var. Yeni yıla nasıl girerseniz öyle olurmuş ya. Kimbilir belki bizim için de yeni seyahat kapıları açılır böylece.
Bir yandan yeni kararlarımdan biri de artık İstanbul'da yaşamak istemiyorum sanırım. İzmir'e dönüş için sene sonunda atama isteyeceğim. En azından şimdiki planım bu. Hayat için plan yapmakla yapmamak arasında gidip geldiğim zamanlar bunlar.
Ama yine de inancım var, birşeyler başlıyor ve iyi olacak. Yeni kapılar açılıyor, yeni şanslar çıkıyor karşımıza. 
Kıssadan hisse bende şimdilik durumlar böyle.


Devamını Oku »

31 Ekim 2015 Cumartesi

Kahve Deneyimleri # 2

 Cuma günü idari izini, pazartesi de seçim ertesi iznini koparınca atladım geldim İzmir'e. He bu arada da oyumu İzmir'de kullanıyorum ben, aman diyim yanlış bir düşünce olmasın. Oyumun da nereye gittiği belli olsun :)
Bu aralar baya koşuşturmacalı bir zaman dilimi. Bulduğumuz fırsatları değerlendirmeye çalışıyoruz.
Ülke olarak zaten çok keyisizlikle, çok umutlunun arasındayız. Yarın o sandıktan umudun çıkmasını diliyorum bütün hücrelerimde. Buna inanmak istiyorum. İnancım var mı, ne yazık ki pek yok. O kadar monarşi içindeyiz ki, her şey pek mümkün. Yine de inanmayı seçiyorum. Zaten bu sandıktan da koyun çıkarsa umut yerine, ban kendimi itelerim başka ülkelere en başından belirteyim. Ben bu sistemde ne çocuk eğitirim, ne de doğururum.
Onun dışında bu aralar en büyük keyfim yeni kahve dükkanları keşfetmek.
Bu ay 4 yeni mekan denedim kahve portföyünde.

M.O.C ( Ministery Of Coffee ) - Teşvikiye

                                

Teşvikiye Camii'nin sokağından aşağıya doğru indiğimizde sağda küçük görünen ama içi çok konforlu bir kahveci burası. Son 2 senedir İstanbul'da baya da adını duyurdu. 4 şubesi var diye biliyorum. Ben syphoon usulü demlemeyi denedim. Sıcacık ve tazecik. Ama çok ayrı da bir numarası yok. Dekorasyonu çok tarz ve keyifli. Fiyatlar 8-25 tl arasında değişiyor.

Coffee Brew Lab - Galatasaray


Yağmurlu bir günde kendimizi attık buraya. Bambu sunumları daha önce instagramda çok dikkatimi çekmişti, denemekte fayda var dedik. Benim tercihim latte oldu. Oranı çok iyiydi, tattığım en başarılı lattelerden biriydi. Ama espresso için aynısını söyleyemeyeceğim. Espressoyu Kenya çekirdeklerinden yaptığından asidik tadı çok fazla.  Denemeye değer bir yer yine de. Galatasaray Lisesi'nden aşağıya doğru indiğinizde 300 metre sonra solda.

Old Java  - Galata


Karaköy'den Galata'ya çıkarken biraz sakin bir sokakta tam köşeye konuşlanmış. Biz nokta atış gittiğimiz için kolay bulduk. İçerisi tam kış günü gömülmelik sohbet etmelik geldi bana. Kahvenizi içerken kocaman bir köpek dostumuz da yanımıza yattı. Mekan köpek dostu yani. Buradaki espresso deneyimimiz geçer not aldı. Lattesi ve cookiesini de beğendik.Kesinlikle denenmelilierden. 
Fiyatları da diğer coffe shoplara göre daha uygun.

Awake Coffee & Espresso - Alsancak


Bu sefer de İzmir'de İtalyan Sokak'ta İzmir'in ilk üçüncü dalga kahvecisi olan Awake'deyiz. Sandalyeleri fransız tarzda sokağa bakacak şekilde yerleştirmişler. Aeropress demleme yöntemi ile filtre kahve ve espressoyu denedik yine. İkisinde de tercihimiz Sumatra çekirdekleri oldu. 
Gidin diyorum. Bence ilk fırsatta gidin. Alsancağın o genel karmaşasından çok uzakta, tam bir kahve gurmesi modunda deneyimleyeceksiniz kahvenizi. 

Devamını Oku »

11 Ekim 2015 Pazar

#KaraGün



Can sıkıntısının ötesinde günler yaşıyoruz. Kişisel sıkıntılarımın en yüksek seviyede seyrettiği şu günlerde bir de ülkece yaşadığımız korkunç günler var. Dün çok güzel bir cumartesi sabahına uyandığımızı zannederken korkunç bir acıya uyanmışız meğer.Aklım, kalbim hınca hınç öfke dolu. Sokaktaki herkes sinirli, herkes asabi. İnsanların kötü bir söze dahi tahammülü kalmadı artık bırakın kayıplar...
Bugün yine lanet ederek okurken haberleri bir mesaj geldi telefonuma üyesi olduğum sendikadan. Yarın iş bırakma kararı vermişler. Düşündüm, iş bırakınca ne gerçekleşecek diye. Geri dönecek mi insanlar, düzelecek mi tüm bu olanlar? Onun yerine işe gidip çocuklarıma doğruyu anlatacağım ben, sevmeyi, kişisel hak ve özgürlükleri. Bir eğitmen olarak benim görevim özellikle de bu günlerde geri çekilmek değil, eğitim yaygınlaştırmak olmalı. 
Çok zor günler, hayat da çok zor. Savaşarak yaşıyoruz. Ben kendi adıma çok zorlanıyorum yalan değil. 
Bu da geçecek diyorum sonra, biz birşeyler yaparsak belki bir umut bu da geçecek...
Devamını Oku »

3 Ekim 2015 Cumartesi

Benciliğin dibini sıyıranlardan mısınız??

Değişimin tam ortasında değişememenin debelenmesindeyim bir kaç haftadır. Aslında uzun zamandır ama bir kaç haftadır en yüksek dozda hissediyorum bunu. Lanet olası merkür retrosu!
Değişik kararlar alıp hemen uygulamaya koymak istiyorum, herbirşey aynı anda olsun ama ben hiç sıkılmayayım istiyorum. Mümkün mü? Tabi ki değil. Bir şeyler oluyor, bir şeyler yaşanıyor, kafada bazı düşünceler oluşuyor ilk günlerinde kinetiği çok hızlı bir şekilde. Acayip motiveyim, "ı have a dream" kafasında geziyorum ortalıkta. Bir kaç gün geçiyor, biraz yavaşlamaya başlıyorum. Heyecanım zayıflıyor, direncim düşüyor. Bu hep böyle oluyor ve sonra hoop çöktük. Hadi bakalım hayırlı olsun.

Sonra bana birşeyler oluyor. Hiç yapmadığım şeyleri yapıyorum bu ara. Gergin,kaprisli, düşü modlu... Sanırım bu zamana kadar destek verdiklerimin yanında olduklarımın vicdan muhasebesini yapıyorum. Ben onlara yapmışken bana yapılana bakıyorum. Ve ben de onlar gibi olmaya karar veriyorum.

Tabi ki olamayacağım ama denemekten ne çıkar. Kendi kafa yoğunluğumun içinde bile başkalarına çare bulurken kendimi ötekileştirmek ne bileyim, çok vefasızca. Ben yaptım siz de yapın demiyorum ama...

Neyse çözümü en yakınımdakilerin desteğinde ararken her biri bana kendi sorunlarından bahsediyor. Ben de susmayı tercih ediyorum. Onların sorunlarında onlara yardımcı olup, kendime yine kendim yardım etmeye çabalıyorum. Kolay değil ama kendim de olmasam çok yalnızım bu aralar. En yakınıma bile koşulsuz bırakamayacağımı gördüm kendimi.

Ha bu dönemler geçer, sıkıntılar biter. Ama ben unutamam. İyisini de kötüsünü de.
Yanımda yine yalnız kendim varken, başkalarının, herkesin bencillik tenceresinin dibini kazıdığını yazdım aklıma.
Daha da silinmez.
Kendinize iyi bakın, zira kendinizden ötesi bir pamuk ipliğine, bir söze, bir şişe alkole, bir el hareketine, bir göz devirmesine, bir yazılı iletiye ya da bir dakikalık sohbete bağlı.
Bir bakmışsınız hoop gitmiş.
Siz en iyisi kendinize iyi bakın.
Devamını Oku »