20 Eylül 2015 Pazar

Ne de güzel doğmuşsun :)


Hayat aslında çok garip tesadüflerden ibaretmiş, öğrendim. Sıradan biri gün gelip nasıl birinci sıraya otururmuş hayatımda onu da gördüm. 14 sene sonra geldiğinde hiç böylesini tahmin etmemiştim, edemezdim de zaten.
Şimdi birlikteyiz, yanyanayız, birlikte geçireceğimiz hayatımızın güzel ilk zamanlarındayız.
Süpriz yapmayı beceremeyip elime yüzüme de bulaştırsam, olumusuz birşeyde hemen zırlamaya da başlasam, seni uyuz etmeye de bayılsam, aslında hep çok sevdiğimden seni.
İyi ki doğmuş o zaman benim sevgilim. 
İyi ki çocukluk arkadaşım 14 sonra gelip hayat arkadaşım olmaya karar vermiş.
İyi ki....


Devamını Oku »

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Küçücük, içi dolu turşucuk : Münire



Bugün Alsancak'ta arkadaşımla buluşmaya karar verince, bir kaç hafta önce instagramdan keşfettiğim Münire'ye gitmeye koyuldum. Aktif bir sosyal medya kullanıcısı olmanın faydaları işte hep bunlar.
Alsancakta Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde Garanti Bankasının sokağından girdiğinizde 100 metre ileride solda küçücük bir dükkan Münire. İçeride 6-7 masa var. Girer girmez eski antika objelerle dopdolu bir cennete girdim sandım resmen.


Dükkana girdiğimizle ne içeceğimizi bilemediğimiz için 25 çeşit gazozun içinde kaybolduk. Ben İzmir'in Huzur gazozuyla başlamayı uygun buldum. Az da kolaya kaçtım sanırım. Her seferinde bir yenisini denesem 25 seferde oldu bu iş :)


Gazozların fiyatı 4 tl ve yanında sarı leblebi ikram ediyorlar. Beni vuran bambaşka bir ayrıntı daha radyodan ya da internetten değil, pikaptan jazz plakları çalıyor. Resmen bayıldım!!


İzmir'e ve Alsancağa yolunuz düşerse en azından yarım saatinizi ayırın derim. İnanın hiçbirşey kaybetmeyeceksiniz, cebinize de birsürü huzur biriktirerek çıkacaksınız. Günü türk kahvesiyle de bitirdiniz mi keyfinize değecek yok.


Şişe gazozların fiyatı 4tl, yanında leblebi ikram.
Türk kahvesinin fiyatı 4tl, yanında su ve kuş lokumu ikram.
Söylemesi benden denemesi sizden :)
Devamını Oku »

14 Ağustos 2015 Cuma

Brownili Limonlu Cheesecake #esotmutfakta



Merhabalardan kocaman bir demet size :)
Ne zamandır mutfağa girmediğimi farkettim ve hemen arayı kapatmaya karar verdim.
Benim sevdicek 19 gün bütün Avrupa'yı gezecekken ben de buralarda bu bebeklerle takılıyorum. Bir nevi meditasyon benim için mutfak.
Bunca zamandan sonra heveslenip bir şeyler pişirmeye karar verince öyle kolaya kaçmayı gönlüm de elvermedi. Biraz uğraştırsın, biraz oyalasın beni istedim.
Veee ta ta ta taaaam...
Blogum gittikçe bana benzemeye başladı, tam da istediğim gibi. Herşeyden biraz biraz. Little little into the middle yani :)
Aşağıya iliştiriyorum cheesecake tarifini de , bulunsun buralarda. Bakarsınız size de lazım olur. 

Gerekli olan malzemeler : 
( Tabanı için) 2 yumurta, 100 gram tereyağ, 2 paket (160 gram) bitter çikolata, 7 yemek kaşığı toz şeker, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya, 1 su bardağı un, 1 yemek kaşığı kakao

(Kreması için) 3 yumurta, 500 gram labne peyniri, 1 su bardağı toz şeker, 1 limon kabuğu rendesi, 5 damla limon suyu, 1 yemek kaşığı un, 1 yemek kaşığı buğday nişastası

Tereyağını ocakta erittikten sonra altını kapatıp bitter çikolataları içinde eritiyoruz. Şeker, kakao ve vanilya ekliyoruz. Karıştırarak soğuttuktan sonra yumurtaları da içine ekliyoruz. Oluşan sıvı karışımdan 3 yemek kaşığı ayırıp kalan harca un ve kabartma tozunu ekleyip iyice karıştırıyoruz. Kelepçeli fırın kabını yağlayıp kek karışımını boşaltıyoruz.
Kreması için yumurta ve şekeri mikserde çırpıyoruz.Kalan tüm krema malzemelerini de ekleyip iyice karıştırdıktan sonra kalıptaki kek hamurunun üzerine döküyoruz. Ayırdığımız 3 yemek kaşığı çikolatalı harcı da üzerine süs yapmak için kullanıp 175 derecedeki fırına 35 dakikalığına gönderiyoruz bebeğimizi. Ilıdıktan sonra 4-5 saat dolapta bekledikten sonra yanına çay demleyip üzerine de bir top limonlu dondurma koyduk mu, oooof diyoruz hepberaber. Ben sıcak sıcak fotoğrafını çekmek için kestim. Şimdi dolapta duruyor bebek.

E afiyetle o vakit :))
Devamını Oku »

2 Ağustos 2015 Pazar

Bir bakışa Bir meftun...

Telkinlerimin de işe yaramadığı günler var hayatta. O günlerden birkaçındayım bu aralar. Göz pınarlarımda akmaya hazır asker damlalarla yaşıyorum, tam da olur olmaz yerlerde dökülüveriyorlar aşağıya doğru hainler.Şu hayatta kendime en çok kızdığım noktalardna birisi de bu sanırım. Ağlamayı engelleyemiyorum, resmen bir düğmeye basılıyor ve hooop. Kızgınken, üzgünken, sevinçliyken hep akıyor o yaşlar. 
Neyse bu aralar ruhum firarda, söz geçiremiyorum. Şöyle anlatmaya çalışayım.
Çok değil 7 ay önce çok geride bıraktığınız hayatınızdan tanıdık biri çıkıp geliyor, kader mi enerji mi ne dersen de. Ben "şans" diyorum."Eh" hadi diyerek vaktinizi paylaşıyorsunuz. Size çocukluğunuzdan gelen o "şans" mutluluk veriyor, dans ederek muhabbet ederek zilyon saat geçirip zamanın nasıl geçtiğini anlamadan eğleniyorsunuz. Ellerinin saçınızda gezmesiyle o ilk pıhtı atılıyor kalbinizden ve kendinizden bile utanarak uykuya dalıyorsunuz. Sadece 2 saat sonra birer fincan kahveyle çizgi film izlerken buluyorsunuz kendinizi, 27 yaşındasınız bu arada unutmadan.
Sonra uğurluyorsunuz O'nu şansınız olduğunu bilmeden, belki de bir daha görüşmeyiz diyerek. Sadece 8 saat sonra sesini duyuyorsunuz tekrar telefonda. Amatörce bulunmuş bir bahaneyle hal hatır yoklama safhasındayız. 
Çok değil sadece 10 gün sonra bir pazar sabahı saat 7'de açtığım kapının ardından gelen süprizle buluyorsunuz şansınızı. Hayal bile edemeyeceğiniz kadar mutlu olduğunuzu düşünün. İşte onun iki katı hissettikleriniz. Sonra her sabaha onun sesiyle uyanıyor, her gece onun sesiyle uyuyorsunuz. Uyuyamıyorsanız kitap okuyor size, bazen şiir. Özlüyorum diyorsunuz uçarak geliyor yanınıza, gerçekten uçarak. Rakı içiyorsunuz beraber, siz ki kolunuza bacağınıza biri değdiğinde rahatsız olup uyanan insan, kokusunu içinize çeke çeke uyuyorsunuz, sanki yıllardır o ordaymış gibi.Yol boyunca cevaplayamadığınız sorunun cevabını size bir saniyede bulduran,kolunuzdan tutup hayatınızın rutininden çıkaran, güneşli resimler çizip neşeli şarkılar söylettiren adam. Bakışlarıyla seven adam.
Yanınızda sizin gibi biri var, kendiniz gibi davrandığınız, çekinmeden düşünmeden konuştuğunuz, rahat rahat yanında küfür edebildiğiniz... Bir öpücüğüyle sizi taşikardik hale getiriyor.Yüzünü görmek, elini tutmak, omzuna yaslanmak için saniyeler sayar duruma geliyorsunuz. Kendinizin bile inanamadığı kadar güzel her şey. Beraber yapacağınız Avrupa seyahati için fırsat bulduğunuz her saniye plan yapıyorsunuz. İlk defa yurt dışına çıkacaksınız hem de hayattaki"şans"ınızla. Mükemmel bir rota, harika planlar ve ilk defa beraber gezeceğiniz onlarca sokakla dolu 15 gün... Nasıl hevesle aldığınızı hatırlayın Berlin biletinizi.O kadar güzel olacak ki, aklınızdan hiç "ya olmazsa" diye birşey geçmiyor.O çok heyecanlı, aslında siz ondan daha çok heyecanlısınız ama ona söylemeden gizli gizli uykunuz kaçarak internette sabahlıyorsunuz gezeceğiniz şehirlere bakarak onlar hakkında bilgi toplayarak.Ama söyleyemiyorsunuz görmemiş gibi olmamak için, bakarızlarla falan geçiştirip yalnız kaldığınız ilk fırsatta çöküyorsunuz bilgisayın başına. Rüya gibi, resmen rüyanın içindesiniz. Uykularınızdan falan uyanıyorsunuz ama ona hiç söyleyemiyorsunuz. Hatta gideceğiniz yerlerde onun hoşuna gidebilecek süprizler planlıyorsunuz.. 
Böyle böyle rüya gibi 4 ay geçtikten sonra birden taş değiyor ayağınıza tökezliyorsunuz, elinizden kayıp gitmesini izliyorsunuz şansınızın. İnancınız azalıyor, güveniniz, isteğiniz, heyecanınız. Onun da azalıyor, belki bir ara yok oluyor.
Sonra bir gün sana aşık değilim diyor. Şu an yazarken bile burun sızlatan o an canınızı nasıl yakıyor siz düşünün. Sonra siz kabus gibi günler yaşıyorsunuz. Kimseye söylemediğiniz kadar çok uykusuz gece geçirip, yalnız kalıyorsunuz. İş yerine, ailenize, arkadaşlarınıza her yere yansıtıp her yerde sorun yaratıp kara bir deliğe sokuyorsunuz kendinizi. Tam anlamıyla cehennem gibi iki hafta geçiriyorsunuz, her anlamıyla cehennem. Tam herşeyi kabullenmişken "son defa yüzyüze konuşmak" için buluştuğunuz masadan yine bir "şans" daha diye kalkıyorsunuz. 
Ama o bu süre içinde sizin aylarca heyacandan geceleri uyuyamadığınız Avrupa seyahatini tek başına yapacağını söylüyor. Berlin Duvar'ı yıkıldı mı başınızdan aşağıya. Emin olmadığını ama sizinle olmak istediğini...
Ve o günden bugüne bir defa bile ağzından "seni seviyorum" diye bir söz duymuyorsunuz. Siz de söyleyemiyorsunuz korkudan.
Zamanla  herşey toparlanıyor gibi oluyor, daha da sağlamlaşıyor sanki. Ve o günden bugüne  7 ayı bitiriyorsunuz birlikte. 
Her gün birlikteyken neredeyse sadece 10 gün sonra yine mesafeler girecek aranıza. O çok heyecanlandığınız Avrupa seyahatine yalnız gidecek. Ve siz onun adına mutlu olacaksınız, kendi adınıza sonra ağlanabilirsiniz. Önünüzde geçireceğiniz güzel günler için , ayrı kalmak zorunda olduğunuz günleri görmezden gelmek zorundasınız. Ama tabi ki zor. Bunu dillendirip sızlanmak yerine içinize atıyorsunuz, sonra hiç olmadık yerlerden patlıyor.
Sonuç mu?
Sonuç önünüzde zor günler var. Siz hepsine göğüs germeye razısınız, ama şansınız elinizi bıraktığı an düşeceksiniz.Bırakacak mı, bilmiyorsunuz, haliyle sürekli bir gerginlik durumundasınız.Duymayı özlediğiniz sözler var, size aşkla bakmasını özlediğiniz gözler. 
Üstüne üstlük asıl yaşadığınız şehre dönmek zorundasınız, ve 6 ay sonra onu dünyanın bir ucuna göndermek..
Söyleyin şimdi bakalım.
Ruhunuz ne alemde?
Devamını Oku »

29 Temmuz 2015 Çarşamba

#DirenOptimizm

Öncelikle şu şarkıyı buraya bir iliştireyim.


Şarkıyı ilk dinlediğim andan beri bana garip bir huzur veriyor. Böyle içinde çiçek açan cinsten. Sözleri falan da değil, tınısı, müziği, akustiği vs. Bağıra bağıra hem de söylüyorum evde baya.
Uzun zamandır İzmir'deyim yaz tatili sebebiyle. Ve yine o çok uzun zamandır ilk defa evde yalnız başıma vakit geçirebildiğim bir gün buldum. Sabah aldım kitabımı gittim sahile sabahın yedisinde.   Açtım son ses müziğimi, acımadım 3 tane milföy börek için fırın çalıştırdım, mis gibi kokuyorlar mutfaktan bana doğru. Sonra çayımı demledim, yasemin çiçeği topladım bahçedeki ağaçtan, attım çayımın içine, huzur olsun bana diye. Küçük bir bardağa su içine de iki üç dal çiçek koyup iliştirdim masamın üstüne. Uzun zamandır konuşmadığım arkadaşlarımla konuştum telefonda. 
Sonra sarıldım bilgisayarıma. Yazmak en iyi terapi bana. Kızdığımda, sevindiğimde, üzüldüğümde, mutsuzluğumda, kırgınlıklarımda yazmayı severim en çok. Çevremdekilere de yazmaya bayılırım. Bazen bir mesaj, bazen iliştirilmiş bir not bazen de koca bir mektup.
Ruhunuz bir başkasının hayatında başarılı olmaktansa kendi hayatında başarısız olmayı tercih eder.
Bak işte yazıyorum beni baştan!!!!


Devamını Oku »

24 Temmuz 2015 Cuma

Choose Yourself

Bazı söz kalıpları yabancı dilde daha vurgulu gelebiliyor, istediğim manayı vermiyor Türkçe'ye çevirince. O yüzden bu sefer böyle olsun. Neden bu seferki konumuz bu derseniz de...
Bu sıralar yıllık izinde olduğum için fazlasıyla boş vaktim var ve etrafı, ailemi, arkadaşlarımı, yaşadıklarımı irdeleme şansı buluyorum çokça. Sonunda vardığım tek bir sonuç var, biliyordum emin de oldum. Herkes bu hayatta kesinlikle kendi seçimlerini yaşıyor. Ben de dahil. Bilinçli ya da bilinç dışı seçtiğimiz hayatı yaşıyoruz, yolunda gidiyorsa ne ala. Yok eğer bir sıkıntı çıkarsa yanımızdakileri suçlamaya başlarız. Kötü giden gidişatımızın hıncını en yakınlarımızdan alıp kendimizi aklımızca(!) rahatlatmak isteriz. 
Ama ben de biliyorum gerçeğin böyle olmadığını, tıpkı sizin gibi. Genelleme yapmayacağım. Kendi üzerimden gidersem, bazen direkt bazen de dolaylı yollarla seçtiğim hayatı yaşıyorum. Seçtiğim mesleği yapıyor, seçtiğim şehirde seçtiğim evde yine seçtiğim insanla yaşıyorum. Yaşamayı seçtiğim bir ilişkinin içindeyim. Seçtiğim arkadaşlıklarım var ve yine benim seçtiğim sınırlar içinde bana uzak ya da yakınlar. Tabi ki opsiyonlar mevcut, tek değişken ben değilim, ama kendi hayatım için en önemli değişken yine benim. 
Şimdi bakıyorum da şimdiye kadar boşuna kızmış boşuna üzülmüşüm kötü zamanlarda. Çünkü başkalarının size iyi ya da kötü davranmasının müsebbibi yine sizsiniz. 
Birine iyi davranmayı ve ona fedakarlık yapmayı siz seçiyorsanız bu yüzden takdir görmeyi beklemek biraz çıkarcılık değil mi?
Geleceğinde sizinle olan bir hayatı seçmeyen birine bugünü koşulsuzca yatırmak ne kadar mantık dışıysa, o gelecekte yalnız kaldığınız ilk o anda ağlamak, bağırmak, küfretmek boşa olacak. Çünkü içten içe ne olacağını biliyorsunuz. O zaman yapılacak şeyin aslında ne olduğunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Sadece biraz cesaret.
Ayna ilişkisi yaşamak önemli. Her şey karşıdan geldiği kadar gitmeli. Maddi düşünmeyin. Sevgi de öyle, özveri de, kibir de, heyecan da... 
Aile ilişkisinde de bu böyle, dostlukta da , arkadaşlıkta da. 
Vereceğin önemli kararların arifesinde böyle kompleks bir şekilde sorguluyorum herşeyi, genelde yazarak. Unutmamak için, unutmayalım diye.
Şimdi ben yine hayalini kurduğum gibi bir yaz tatili yaşayamamanın verdiği kırgınlıkla yeni planlar yapıyorum. Sorguluyorum. Etrafıma bakıyorum. Sonra ne ona ne buna kızıyorum. En başa dönüyorum. Seçtiğim tavır yüzünden belki de oyun oynamayı bilmediğim için açık ediyorum elimi. Pişman mıyım? Ben buyum. Seviyorsam kibir için öte gidemem. İstiyorsam afra tafra için elimle itmem. Ama göz göre göre aptal yerine konmaya da müsade etmem. 
Havada adlandırmaya bile çekindiğim şeylerin kokusu var. Artık ne kırgınlıklarımdan bahsediyorum, ne kızgınlıklarımdan ne de isteklerimden. 
Kimseden bir şey istememeyi kafama vura vura öğrendim ben.
Konser mi bir kere söylerim. İkincisi zorlama olur çünkü. "X" bir yere gitmek istiyorum, "y" yi almak istiyorum, "z" zamanda sadece seninle olmak istiyorum vs vs.... Bunlar hep bir kere çıkar ağızdan. 
Ne ailemden, ne arkadaşlarımdan, ne hayatımdaki insandan bir şey istememeyi böyle öğrendim ben. İsteyenlerin el üstünde tutulduğunu göre göre hem de. 
Değer mi dedim kendimden vazgeçmeye.
Aaaaa s******r dedim ondan sonra.
Ben buyum, kendimi çok seviyorum böyle olduğum için de.
Gerisi varsın beri gelsin.

Devamını Oku »

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Seni yazarak yeneceğim ey 27!



O çook uzaklarda duran 27 geldi çattı ya la! Hatta ilk 15 günü geçti bitti bile. Dolu dolu geçti, belli ki geri kalan 50 haftası da öyle geçecek. Genellikle yıl başında yaptığım yapılacaklar listesini bu sefer doğum günümde yapmayı uygun buldum. Hatta yaptım bile! Ama kaybettim :(
Evet benimle dalga geçin çünkü ben çokça geçtim kendimle. Şimdi dans ederek, evet bildiğim dans ederek yaptım o listeyi. Saçmalamayın buraya yazarken tabi ki oturuyorum. Ama dans şarkılarım kulağımda.

Çook kocaman, boyumdan çok çok kocaman hayallerim var 27 için. O meşhur 27 lanetini ben kıracağım ey dünya! Ve hiçbirşeyin, hiçkimsenin en çok da kendimin bunu baltalamasına izin vermeyeceğim ki :)

En birincisi, en önemlisi bu sefer diyeti bozanı çölde atlılar kovalasın. Evet evet bildiğin AT kovalasın. Bu ne aymazlık, bu ne caymaklık a kuzum demezler mi adama? Yarından itibaren sabah yürüyüşlerine başlıyorum. Sabah 8'e kadar check-in yapmazsam arayıp uyandırın beni, valla bak.
Normal şartlar altında yarın 15 günlük Avrupa turu için Berlin'e uçacaktım erkek arkadaşımla. Ama bu hayatta hayal kırıklıkları var, Büyüklerinden birini yaşadım, ama bu bana çok da büyük bir ders verdi. Kimseye %100 ayak bağlamayacaksın bu hayatta. Ha salak mısın kızım yeni mi öğrendin diyorsanız, ara ara güncelleme yapmak gerekiyor bende.

27'nin en büyük ikinci hayalini açıklıyorum. Ta ta ta taaammm...
Yurt içinde: Datça, Kabak, Bozcaada, Gaziantep, Kapadokya, Eskişehir ve yavru vatan Kıbrıs. 
( Eskişehir geçen hafta yaptığım iki günlük geziyle tamamlandı :))
Yurt dışında: Amsterdam, Paris, Roma, Berlin, Barcelona, Prag, Santorini.
(İlk defa yurt dışına çıkacak birinin klasik talepleri :))

E üniversite biteli 5 sene oldu. Bir yüksek yapalım da şanımız yürüsün diyerekten ve dertli başıma daha çok dert alaraktan yüksek lisansa başlayasım var.Büyüyünce de doktora yaparım artık ben. Ben de üniversitede check-in yapmak, "bitmeyen tez yapmışlar" hashtagli fotoğraflar paylaşmak istiyorum instagramımda, çok mu şey istiyorum arkadaşlar?

Çook çok sevdiğim bir işi yapıyorum ben, öğretmenlik. Biliyorsunuzdur haliyle :) Bu sene o konuda da sınırlarımı zorlayıp Okmeydanı dışına çıkaracağım çocuklarımı. Comenius mu dersin twinning mi dersin ne dersen de, ben o salla başı al maaşı öğretmen olmadım  senedir, bir 25 sene daha olma hiiç niyetim yok.

Henüz ehliyetimi almamış olsam da seneye yaza bir dört tekerli dütdütüm olsun, onla takılayım, orası senin burası bizim çılgınlar gibi gezeyim de istiyorum hani. Bu nedenle yıl içinde sağlam bütçe sıkmalı, ekstra çalışmalı yoğun mu yoğun bir sene bekliyor beni.

Evlilik ve çocuk konusunda teyzelik tecrübelerimi başarıyla arttırmanın peşindeyim. O konuyu 28'e bırakıyorum, hepsini şimdiden yaparsam 28 üzülür, kahrolur. Ona da heyecan lazım..

Ve tüm bunların yanında yazmayı, okumayı, kendimle vakit geçirmeyi çok özlediğimi fark ettim. Bu üçünden asla feragat etmeyeceğim bir sene istiyorum.

Ve tabii ki AŞK! Çoklukla mutluluktan havalara uçtuğum bazen mutsuzluktan dibe vurduğum, bazen sinirlenip çokça triplendiğim ama çok çok sevdiğim adamla dünyalar kadar güzel günleri bekliyorum...

Yazarak büyümek, yazarak dinlenmek, yazarak dinlemek istiyorum...
Buruğum, yarın Berlin'de olmayı hayal ederken şimdi o aylarca kurduğum hayallerimi çöpe atıp gerçeklerle yüzleşiyorum.
Ama yenilerini kurmaktan vazgeçmiyorum.
Hadi bakalım.
Yazdım yine avuçiçine hayellerimi.
Gerçekleşmelerini sabırsızlıkla bekliyorum....



Devamını Oku »