11 Ekim 2015 Pazar

#KaraGün



Can sıkıntısının ötesinde günler yaşıyoruz. Kişisel sıkıntılarımın en yüksek seviyede seyrettiği şu günlerde bir de ülkece yaşadığımız korkunç günler var. Dün çok güzel bir cumartesi sabahına uyandığımızı zannederken korkunç bir acıya uyanmışız meğer.Aklım, kalbim hınca hınç öfke dolu. Sokaktaki herkes sinirli, herkes asabi. İnsanların kötü bir söze dahi tahammülü kalmadı artık bırakın kayıplar...
Bugün yine lanet ederek okurken haberleri bir mesaj geldi telefonuma üyesi olduğum sendikadan. Yarın iş bırakma kararı vermişler. Düşündüm, iş bırakınca ne gerçekleşecek diye. Geri dönecek mi insanlar, düzelecek mi tüm bu olanlar? Onun yerine işe gidip çocuklarıma doğruyu anlatacağım ben, sevmeyi, kişisel hak ve özgürlükleri. Bir eğitmen olarak benim görevim özellikle de bu günlerde geri çekilmek değil, eğitim yaygınlaştırmak olmalı. 
Çok zor günler, hayat da çok zor. Savaşarak yaşıyoruz. Ben kendi adıma çok zorlanıyorum yalan değil. 
Bu da geçecek diyorum sonra, biz birşeyler yaparsak belki bir umut bu da geçecek...
Devamını Oku »

3 Ekim 2015 Cumartesi

Benciliğin dibini sıyıranlardan mısınız??

Değişimin tam ortasında değişememenin debelenmesindeyim bir kaç haftadır. Aslında uzun zamandır ama bir kaç haftadır en yüksek dozda hissediyorum bunu. Lanet olası merkür retrosu!
Değişik kararlar alıp hemen uygulamaya koymak istiyorum, herbirşey aynı anda olsun ama ben hiç sıkılmayayım istiyorum. Mümkün mü? Tabi ki değil. Bir şeyler oluyor, bir şeyler yaşanıyor, kafada bazı düşünceler oluşuyor ilk günlerinde kinetiği çok hızlı bir şekilde. Acayip motiveyim, "ı have a dream" kafasında geziyorum ortalıkta. Bir kaç gün geçiyor, biraz yavaşlamaya başlıyorum. Heyecanım zayıflıyor, direncim düşüyor. Bu hep böyle oluyor ve sonra hoop çöktük. Hadi bakalım hayırlı olsun.

Sonra bana birşeyler oluyor. Hiç yapmadığım şeyleri yapıyorum bu ara. Gergin,kaprisli, düşü modlu... Sanırım bu zamana kadar destek verdiklerimin yanında olduklarımın vicdan muhasebesini yapıyorum. Ben onlara yapmışken bana yapılana bakıyorum. Ve ben de onlar gibi olmaya karar veriyorum.

Tabi ki olamayacağım ama denemekten ne çıkar. Kendi kafa yoğunluğumun içinde bile başkalarına çare bulurken kendimi ötekileştirmek ne bileyim, çok vefasızca. Ben yaptım siz de yapın demiyorum ama...

Neyse çözümü en yakınımdakilerin desteğinde ararken her biri bana kendi sorunlarından bahsediyor. Ben de susmayı tercih ediyorum. Onların sorunlarında onlara yardımcı olup, kendime yine kendim yardım etmeye çabalıyorum. Kolay değil ama kendim de olmasam çok yalnızım bu aralar. En yakınıma bile koşulsuz bırakamayacağımı gördüm kendimi.

Ha bu dönemler geçer, sıkıntılar biter. Ama ben unutamam. İyisini de kötüsünü de.
Yanımda yine yalnız kendim varken, başkalarının, herkesin bencillik tenceresinin dibini kazıdığını yazdım aklıma.
Daha da silinmez.
Kendinize iyi bakın, zira kendinizden ötesi bir pamuk ipliğine, bir söze, bir şişe alkole, bir el hareketine, bir göz devirmesine, bir yazılı iletiye ya da bir dakikalık sohbete bağlı.
Bir bakmışsınız hoop gitmiş.
Siz en iyisi kendinize iyi bakın.
Devamını Oku »

28 Eylül 2015 Pazartesi

Bu kadarız...

Siz hiç sebepsiz yere nefessiz kalana kadar ağlama krizine girdiniz mi?
Ya birinin gelip pılınızı pırtınızı toparlayıp annenizin koynuna bırakmasını sizi dilediniz mi?
Siz hep güçlü görünmeniz gerektiği için dudağınızı ısırarak gülümsediniz mi?
Peki suratına okkalı küfürler sallamak istediğiniz insanlarla bir arada bulunmak zorunda bırakıldınız mı?
Kapınızı ve telefonunuzu kapattıktan sonra yalnızlığın ağa babası çöktü mü ruhunuza?
Yoksa "ayy depresyonda mısın caağğnım sen?" diye geçiştirildiniz mi?
Yemek yerken, tv izlerken, dersteyken ya da otobüste birden sicim gibi akmaya başladı mı gözyaşlarınız?
Hayatınızın 3 ay sonrasından bile emin değilken hayal kurmaya korkar oldunuz mu?
Gitme nolursun dediğinizde, olur be gitmiyorum, al seninle burda kalıyorum cevabını alamadınız değil mi hiç?
Cevabını bildiğiniz soruları sormaya korktuğunuz oldu mu peki?

Lanet 27 yaş sendromu varmış ya. Dibindeyim. Her türlü dibindeyim. Bir yerlerden toparlamaya çalışıyorum. Hani tam yüzme bilmeden tek kolundaki kollukla denize giren çocuk var ya onun gibiyim. Batmam biliyorum ama yüze de çıkamıyorum.
Hayallerimi kırıyor yaşadıklarım. Kolaylaşmıyor hayatım. Güzellikler olmuyor mu? Tabi ki oluyor. Aması var  hep bir.
En başta kabullendiğiniz şeyleri gün geliyor tahammülsüzlük gösteriyorsunuz. İhtiyaçlar değişiyor.
Mesela çok özlediğiniz, görmeyi deli gibi istediğiniz birini hiçbir koşulda bu akşam ve bi kaç hafta göremeyeceğinizi bilmek nasıl? Ya aylarca göremezseniz?
Ben söyleyeyim. Çok zor. Katlanılmaz. Hele ki dört duvarın içinde yalnız yaşıyorsanız. Mümkün değil, kafa yiyici bir durum.

Düze nasıl çıkarım bilmiyorum. Rampa o kadar uçsuz bucaksız görünüyor ki olduğum yerden bu ivmeyle hayli zaman gerektiriyor gibi hissediyorum.

Ben gibi küçücük şeylerle mutlu olan biri, anlatamıyorum sıkıntımı, derdimi, mutsuzluğumu. Sonuçta herkes önce kendini seçiyor. Yanında boş bir koltuk varsa seni alıyor.

Herkes konuşuyor, ama kendi hayatlarına döndüklerinde yine böyle salonda ses olsun diye açılan boş televizyonla kalakalıyorsun.

Büyüdükçe yalnızlık çok daha zor. Yaklaşık 100 gündür sağım solum sevdiklerimle doluyken bıraktılar beni bi başıma 600 km ötedeki bir yere. Hadi kızım önünde bu sefer açılması gereken çok kapı ve kafanı kurcalayan çok korku var.

Korkuyormuşum meğer ben. Yalnız kalmaktan, özlemekten. Nefret ediyorum İstanbul akşamlarından artık.

İstemiyorum.
Alın beni burdan!
Devamını Oku »

20 Eylül 2015 Pazar

Ne de güzel doğmuşsun :)


Hayat aslında çok garip tesadüflerden ibaretmiş, öğrendim. Sıradan biri gün gelip nasıl birinci sıraya otururmuş hayatımda onu da gördüm. 14 sene sonra geldiğinde hiç böylesini tahmin etmemiştim, edemezdim de zaten.
Şimdi birlikteyiz, yanyanayız, birlikte geçireceğimiz hayatımızın güzel ilk zamanlarındayız.
Süpriz yapmayı beceremeyip elime yüzüme de bulaştırsam, olumusuz birşeyde hemen zırlamaya da başlasam, seni uyuz etmeye de bayılsam, aslında hep çok sevdiğimden seni.
İyi ki doğmuş o zaman benim sevgilim. 
İyi ki çocukluk arkadaşım 14 sonra gelip hayat arkadaşım olmaya karar vermiş.
İyi ki....


Devamını Oku »

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Küçücük, içi dolu turşucuk : Münire



Bugün Alsancak'ta arkadaşımla buluşmaya karar verince, bir kaç hafta önce instagramdan keşfettiğim Münire'ye gitmeye koyuldum. Aktif bir sosyal medya kullanıcısı olmanın faydaları işte hep bunlar.
Alsancakta Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde Garanti Bankasının sokağından girdiğinizde 100 metre ileride solda küçücük bir dükkan Münire. İçeride 6-7 masa var. Girer girmez eski antika objelerle dopdolu bir cennete girdim sandım resmen.


Dükkana girdiğimizle ne içeceğimizi bilemediğimiz için 25 çeşit gazozun içinde kaybolduk. Ben İzmir'in Huzur gazozuyla başlamayı uygun buldum. Az da kolaya kaçtım sanırım. Her seferinde bir yenisini denesem 25 seferde oldu bu iş :)


Gazozların fiyatı 4 tl ve yanında sarı leblebi ikram ediyorlar. Beni vuran bambaşka bir ayrıntı daha radyodan ya da internetten değil, pikaptan jazz plakları çalıyor. Resmen bayıldım!!


İzmir'e ve Alsancağa yolunuz düşerse en azından yarım saatinizi ayırın derim. İnanın hiçbirşey kaybetmeyeceksiniz, cebinize de birsürü huzur biriktirerek çıkacaksınız. Günü türk kahvesiyle de bitirdiniz mi keyfinize değecek yok.


Şişe gazozların fiyatı 4tl, yanında leblebi ikram.
Türk kahvesinin fiyatı 4tl, yanında su ve kuş lokumu ikram.
Söylemesi benden denemesi sizden :)
Devamını Oku »

14 Ağustos 2015 Cuma

Brownili Limonlu Cheesecake #esotmutfakta



Merhabalardan kocaman bir demet size :)
Ne zamandır mutfağa girmediğimi farkettim ve hemen arayı kapatmaya karar verdim.
Benim sevdicek 19 gün bütün Avrupa'yı gezecekken ben de buralarda bu bebeklerle takılıyorum. Bir nevi meditasyon benim için mutfak.
Bunca zamandan sonra heveslenip bir şeyler pişirmeye karar verince öyle kolaya kaçmayı gönlüm de elvermedi. Biraz uğraştırsın, biraz oyalasın beni istedim.
Veee ta ta ta taaaam...
Blogum gittikçe bana benzemeye başladı, tam da istediğim gibi. Herşeyden biraz biraz. Little little into the middle yani :)
Aşağıya iliştiriyorum cheesecake tarifini de , bulunsun buralarda. Bakarsınız size de lazım olur. 

Gerekli olan malzemeler : 
( Tabanı için) 2 yumurta, 100 gram tereyağ, 2 paket (160 gram) bitter çikolata, 7 yemek kaşığı toz şeker, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya, 1 su bardağı un, 1 yemek kaşığı kakao

(Kreması için) 3 yumurta, 500 gram labne peyniri, 1 su bardağı toz şeker, 1 limon kabuğu rendesi, 5 damla limon suyu, 1 yemek kaşığı un, 1 yemek kaşığı buğday nişastası

Tereyağını ocakta erittikten sonra altını kapatıp bitter çikolataları içinde eritiyoruz. Şeker, kakao ve vanilya ekliyoruz. Karıştırarak soğuttuktan sonra yumurtaları da içine ekliyoruz. Oluşan sıvı karışımdan 3 yemek kaşığı ayırıp kalan harca un ve kabartma tozunu ekleyip iyice karıştırıyoruz. Kelepçeli fırın kabını yağlayıp kek karışımını boşaltıyoruz.
Kreması için yumurta ve şekeri mikserde çırpıyoruz.Kalan tüm krema malzemelerini de ekleyip iyice karıştırdıktan sonra kalıptaki kek hamurunun üzerine döküyoruz. Ayırdığımız 3 yemek kaşığı çikolatalı harcı da üzerine süs yapmak için kullanıp 175 derecedeki fırına 35 dakikalığına gönderiyoruz bebeğimizi. Ilıdıktan sonra 4-5 saat dolapta bekledikten sonra yanına çay demleyip üzerine de bir top limonlu dondurma koyduk mu, oooof diyoruz hepberaber. Ben sıcak sıcak fotoğrafını çekmek için kestim. Şimdi dolapta duruyor bebek.

E afiyetle o vakit :))
Devamını Oku »

2 Ağustos 2015 Pazar

Bir bakışa Bir meftun...

Telkinlerimin de işe yaramadığı günler var hayatta. O günlerden birkaçındayım bu aralar. Göz pınarlarımda akmaya hazır asker damlalarla yaşıyorum, tam da olur olmaz yerlerde dökülüveriyorlar aşağıya doğru hainler.Şu hayatta kendime en çok kızdığım noktalardna birisi de bu sanırım. Ağlamayı engelleyemiyorum, resmen bir düğmeye basılıyor ve hooop. Kızgınken, üzgünken, sevinçliyken hep akıyor o yaşlar. 
Neyse bu aralar ruhum firarda, söz geçiremiyorum. Şöyle anlatmaya çalışayım.
Çok değil 7 ay önce çok geride bıraktığınız hayatınızdan tanıdık biri çıkıp geliyor, kader mi enerji mi ne dersen de. Ben "şans" diyorum."Eh" hadi diyerek vaktinizi paylaşıyorsunuz. Size çocukluğunuzdan gelen o "şans" mutluluk veriyor, dans ederek muhabbet ederek zilyon saat geçirip zamanın nasıl geçtiğini anlamadan eğleniyorsunuz. Ellerinin saçınızda gezmesiyle o ilk pıhtı atılıyor kalbinizden ve kendinizden bile utanarak uykuya dalıyorsunuz. Sadece 2 saat sonra birer fincan kahveyle çizgi film izlerken buluyorsunuz kendinizi, 27 yaşındasınız bu arada unutmadan.
Sonra uğurluyorsunuz O'nu şansınız olduğunu bilmeden, belki de bir daha görüşmeyiz diyerek. Sadece 8 saat sonra sesini duyuyorsunuz tekrar telefonda. Amatörce bulunmuş bir bahaneyle hal hatır yoklama safhasındayız. 
Çok değil sadece 10 gün sonra bir pazar sabahı saat 7'de açtığım kapının ardından gelen süprizle buluyorsunuz şansınızı. Hayal bile edemeyeceğiniz kadar mutlu olduğunuzu düşünün. İşte onun iki katı hissettikleriniz. Sonra her sabaha onun sesiyle uyanıyor, her gece onun sesiyle uyuyorsunuz. Uyuyamıyorsanız kitap okuyor size, bazen şiir. Özlüyorum diyorsunuz uçarak geliyor yanınıza, gerçekten uçarak. Rakı içiyorsunuz beraber, siz ki kolunuza bacağınıza biri değdiğinde rahatsız olup uyanan insan, kokusunu içinize çeke çeke uyuyorsunuz, sanki yıllardır o ordaymış gibi.Yol boyunca cevaplayamadığınız sorunun cevabını size bir saniyede bulduran,kolunuzdan tutup hayatınızın rutininden çıkaran, güneşli resimler çizip neşeli şarkılar söylettiren adam. Bakışlarıyla seven adam.
Yanınızda sizin gibi biri var, kendiniz gibi davrandığınız, çekinmeden düşünmeden konuştuğunuz, rahat rahat yanında küfür edebildiğiniz... Bir öpücüğüyle sizi taşikardik hale getiriyor.Yüzünü görmek, elini tutmak, omzuna yaslanmak için saniyeler sayar duruma geliyorsunuz. Kendinizin bile inanamadığı kadar güzel her şey. Beraber yapacağınız Avrupa seyahati için fırsat bulduğunuz her saniye plan yapıyorsunuz. İlk defa yurt dışına çıkacaksınız hem de hayattaki"şans"ınızla. Mükemmel bir rota, harika planlar ve ilk defa beraber gezeceğiniz onlarca sokakla dolu 15 gün... Nasıl hevesle aldığınızı hatırlayın Berlin biletinizi.O kadar güzel olacak ki, aklınızdan hiç "ya olmazsa" diye birşey geçmiyor.O çok heyecanlı, aslında siz ondan daha çok heyecanlısınız ama ona söylemeden gizli gizli uykunuz kaçarak internette sabahlıyorsunuz gezeceğiniz şehirlere bakarak onlar hakkında bilgi toplayarak.Ama söyleyemiyorsunuz görmemiş gibi olmamak için, bakarızlarla falan geçiştirip yalnız kaldığınız ilk fırsatta çöküyorsunuz bilgisayın başına. Rüya gibi, resmen rüyanın içindesiniz. Uykularınızdan falan uyanıyorsunuz ama ona hiç söyleyemiyorsunuz. Hatta gideceğiniz yerlerde onun hoşuna gidebilecek süprizler planlıyorsunuz.. 
Böyle böyle rüya gibi 4 ay geçtikten sonra birden taş değiyor ayağınıza tökezliyorsunuz, elinizden kayıp gitmesini izliyorsunuz şansınızın. İnancınız azalıyor, güveniniz, isteğiniz, heyecanınız. Onun da azalıyor, belki bir ara yok oluyor.
Sonra bir gün sana aşık değilim diyor. Şu an yazarken bile burun sızlatan o an canınızı nasıl yakıyor siz düşünün. Sonra siz kabus gibi günler yaşıyorsunuz. Kimseye söylemediğiniz kadar çok uykusuz gece geçirip, yalnız kalıyorsunuz. İş yerine, ailenize, arkadaşlarınıza her yere yansıtıp her yerde sorun yaratıp kara bir deliğe sokuyorsunuz kendinizi. Tam anlamıyla cehennem gibi iki hafta geçiriyorsunuz, her anlamıyla cehennem. Tam herşeyi kabullenmişken "son defa yüzyüze konuşmak" için buluştuğunuz masadan yine bir "şans" daha diye kalkıyorsunuz. 
Ama o bu süre içinde sizin aylarca heyacandan geceleri uyuyamadığınız Avrupa seyahatini tek başına yapacağını söylüyor. Berlin Duvar'ı yıkıldı mı başınızdan aşağıya. Emin olmadığını ama sizinle olmak istediğini...
Ve o günden bugüne bir defa bile ağzından "seni seviyorum" diye bir söz duymuyorsunuz. Siz de söyleyemiyorsunuz korkudan.
Zamanla  herşey toparlanıyor gibi oluyor, daha da sağlamlaşıyor sanki. Ve o günden bugüne  7 ayı bitiriyorsunuz birlikte. 
Her gün birlikteyken neredeyse sadece 10 gün sonra yine mesafeler girecek aranıza. O çok heyecanlandığınız Avrupa seyahatine yalnız gidecek. Ve siz onun adına mutlu olacaksınız, kendi adınıza sonra ağlanabilirsiniz. Önünüzde geçireceğiniz güzel günler için , ayrı kalmak zorunda olduğunuz günleri görmezden gelmek zorundasınız. Ama tabi ki zor. Bunu dillendirip sızlanmak yerine içinize atıyorsunuz, sonra hiç olmadık yerlerden patlıyor.
Sonuç mu?
Sonuç önünüzde zor günler var. Siz hepsine göğüs germeye razısınız, ama şansınız elinizi bıraktığı an düşeceksiniz.Bırakacak mı, bilmiyorsunuz, haliyle sürekli bir gerginlik durumundasınız.Duymayı özlediğiniz sözler var, size aşkla bakmasını özlediğiniz gözler. 
Üstüne üstlük asıl yaşadığınız şehre dönmek zorundasınız, ve 6 ay sonra onu dünyanın bir ucuna göndermek..
Söyleyin şimdi bakalım.
Ruhunuz ne alemde?
Devamını Oku »