28 Eylül 2014 Pazar

Senfonik Güz Pazarı



2 gündür durmak bitmek bilmeyen bir yağmur var İstanbul'da tüm haftasonunu esir alan. Güzü geçip kışı hedef almış ama olmaz, güzün tadını çıkarmadan kış başlamaz. Hafif çiseleyen yağmurda uzun yürüyüşler yapmadan, branda altında sıkışıp çay içmeden kış gelmez.
E bu fırtınalı yağmurlu haftasonunu en güzeli evde özlenen battaniye film/dizi modunda geçirmek en tatlısı.
2 gündür sabah gözümü açtığım gibi geçiriyorum yağmurluğumu üstüme takıyorum kulaklığımı yürü Allah yürü. Yağmur pıt pıt vuruyor kulaklığa, sokakta fazla insan da yok. İstanbul'un en güzel hali.
Sonra eve gelip bir kahvaltı keyfi. ( Haftasonu detoks programında olduğum için pek keyif denemez ama neyse). Ardından oturup koltuğa çekip battaniyemi çaylı kahveli dizi keyfi. Kucağımda da guruldayan bir adet Gudik.
Fringe'i bitiridim. Koskoca bilimkurgu dizisi de evli mutlu çocuklu modunda bitti ya, 5 sezondur salgıladığım adrenaline yazıklar olsun. Yine de favori dizilerim arasında ilk 3te olur.
Bu aralar bende keyifler güzel. Yeniden kurmak hayatı böyle birşey galiba. Herşeyi yeniden yaşamak, heyecanlanmak.
Güzel güzel.

Devamını Oku »

24 Eylül 2014 Çarşamba

Güneş bugün bana lazım




Güzel bir güne uyandım 'bence'. Dünün karanlığının ve stresinden sonra pamuk gibi sanki bugün. Bir de güzel bakınca güzel görüyor galiba insan. Öğrendim etrafımdakileri iyileştirmeye çalışmaktansa kendimi iyileştirmem gerektiğini. Öyle oldu mu o niye bunu yaptı, ötekisi niye öyle dedi diye düşünüp durmama gerek de kalmıyor.
Bu sabah iş yok. Ama yayılmadan tüm gün yatağa kalktım erkenden. Kahvemi yaptım, bütün camları açtım (nezleyim zaten daha ne kadar kötü olabilirim) aldım derin bir nefes akciğerlerimin yettiği kadar. Yaktım bir sigara (burası pek tatlı değil) açtım spotifydan smooth morning playlistini...
Ay pek de güzel geldi. Hem bugün diyetisyen kontrolüm var benim, doktora gidene kadar hiçbir şey yemesem mi ki :))
Şimdi benden size küçük bir aforizma. Sabah kafası.
Her arkadaştan sevgili olmaz, her sevgili de arkadaş olmaz. Ama bazen, çok nadir sevgili olmayı beceremeyenden iyi arkadaş olurmuş. Eğer varsa buna gücünüz tadını çıkarın. Benim yok sanırdım, varmış meğer.
İyi bir arkadaş kaybetmemenin verdiği mutluluk var şimdi bende. Bu Tanrı'nın bize senin istediğinin en iyi yolu bu deme şeklidir belki de. Bir insanı hayatınızdan çıkarmak istemezseniz, hayatınızın farklı yerine koymayı deneyin, belki onun bu yapbozdaki yeri orasıdır, o sebepten denk durmamıştır ilk koltuğunda.
Ama üzülmeyin bu demek oluyor ki hayatınızdaki o boş parça hala biryerlerde sizi bekliyor. Belki size gelmeyi belki de ona gitmenizi. Belki önce iyileşmenizi.
Ben yine 1,5 yıl önceki halime dönüp herşey güzel olacak diyenlerdenim. İster polyanna deyin, ister kolaya kaçmak. Ha bu arada herşeyin güzel olacağına inanak bence kolay değil hayattaki en zor şeylerden biridir.
Benim hayatımın dönüm noktaları vardı birçok. Bir diğeri de 16 Eylül 2014 oldu.
Şimdi gelecek güzellikler için çalışıp kendimi onlara hazırlıyorum. Büyük bir keyifle yapbozumun eksik parçasını bekliyorum.
Çok çok güzel günler geçirin :)


Devamını Oku »

21 Eylül 2014 Pazar

Ay Resmen Diyetteyim!



Bugün bir öz eleştiri yapalım. Hayattan kendim için bir çok şey istiyorum. Kimine sahip oldum, kimine daha olmadım. Kimileri de fazlasıyla uçuk noktalarda benim için. Bu engel mi, tabi ki değil.
İste yeter demişler ama iste yat dememişler. Ben kendime göre tembel bir insanım, zora gelemem. Keyfim için yaşarım. Oldum olası da kilolu bir insan olmuşumdur. Bundan temelli kurtulmak için hiç de bir şey yapmadım 26 senedir. Girişimlerimden hep sıkıldım, vazgeçtim. 
Hiçbir zaman iki işe aynı anda odaklanamadım. Ve en zorunu hep sona attım.
E artık sıra buna da gelmeliydi değil mi :)
Ben şimdi yani geçen hafta içinde oturdum karar aldım kendi kendime. Dedim ki bu sorun da buraya kadar. Şimdi de bunu çözeceğiz.
İlk işim diyetisyen randevusu almak oldu. Kendi kendime yapabileceğim bir şey değil çünkü bu. Bir kontrol hissetmeliyim üzerimde. Şişli Özel Apeks Tıp merkezinde Dyt. Sibel Yıldırım'a başvurdum.
Salı günü gittim, açıkçası biraz da tedirgindim. Ama çok tatlı bir kadınla karşılaştım, güvenebileceğimi hissettiğim bir yüz oldu benim için. 
O cafcaflı diyet listelerinden falan değil baya insan listesi benimki. 

Bu sayede her gün de yürümeye başladım. Daha çok baştayım ama başlamak bile iyi hissettiriyor :)
Bakalım ilk hafta sonucu ne gösterecek :))

Devamını Oku »

31 Ağustos 2014 Pazar

E Bitti!



Ülkemizin en büyük sorunsalıdır öğretmenlerin tatili. Neymiş neymiş 3 ay tatil yapıyormuşuz. 3 ay değil canım o 2 ay yapıyoruz biz tatil :) Tamam az değil ama biz belirlemiyoruz değil mu bu süreyi. Sen de öğretmen olsaydın arkadaşım. Oldun da almadılar mı? Aldılar da tatilini mi vermediler? Peh.
70 milyonun derdi olan 2 aylık tatilimizin sonuna geldik a dostlar. Halbuki daha dün karne verip göndermiştik bebeleri evlerine koşa koşa. 
Bütün kış yaptığımız yaz planlarının sadece yüzde otuzu falan da gerçekleşmiş olsa iyi dinlendik, güzel dinlendik. Fakat ne dinlendik.
Yaklaşık 11 saat sonra bana yine mesai yolları. Darısı atama bekleyen öğretmen arkadaşlarımın başına.
Yarından itibaren bir sonraki yaz için, büyük bir çoğunluğu yine gerçekleşmeyecek olan, planlar yapılmaya başlanır.
Ay dur alarmımı kurayım. En can sıkıcı kısmı da yine alarm sesiyle uyanmak. 
Neyse yeni eğitim öğretim yılımız hayırlı uğurlu olsun. 
Koca yaz bol dedikodu birikmiştir, ben bi koşu gidip onları alayım.
Devamını Oku »

24 Ağustos 2014 Pazar


Nasıl boşlamaktır, nasıl boşvermişliktir alıp gitmiş beni belli değil. Klasik Türk insanı aklımla dertli anımda bir şeye sarıp herşey yola girdiğinde onu yollayıp giden bir insan oluvermişim ben de. Zararın neresinden dönersen kar dediler zihnimdekiler :)
Ben ki İstanbul İstanbul diye onlarca yazı yazmış sayfalar doldurmuş insandım, İstanbul'a gelince susuverdim birden.
Yok canım yeter artık :)
Şimdi oturup yine birçok şeyden huysuzlanabilirim bunu hep yapabilirim Allah'a şükür hep bir huysuzlanabilme yeteneğine sahibim ama yapmayacağım.
Şimdi derseniz bana vızıldamayı kes Esot'cum da anlat bakalım nasıl geçti İstanbul'da koca bir sene.
Şaka maka 11 Eylül'de İstanbul Part-2'nin bir senesi dolacak bile.
Bana sorarsanız ben hayatımdaki birçok dersi 25 yaşımda aldım, birçok insan tanıdım bazıları canım oldu, bazılarını çok daha öteye koydum.
İnsanlar tanıdım, konuştum, dinledim anlattım.
Sıfatlar yüklediler bana. İyi, tatlı, zeki, sıcak, soğuk, alıngan, fettan, güzel.
Ben de onlara kendimce. Gezmelerle, oturmalarla, konserlerle, içmelerle, gülmelerle, ağlamalarla, konuşmalarla, konuşamamalarla, kavgalarla, kırgınlıklarla, sevinçlerle, süprizlerle iyi ve kötü, kazançlarla kayıplarla geçti koca bir sene.
Şimdi dönüp baktığımda bu sene için bana göstere göstere gelen dersler var.
* Ne kadar çok vakit geçirmiş olsan da insanları tanıdığından asla emin olma.
*Birileri seni üzmeyi bir kere göze almışsa, ikincisi ve daha birçoklarından kaçınmayacaktır.
*Sadece hak edenler hayatında olsun.
*Sevdiklerini daha da çok sev :) Onlara sahip çık. Onlar da sana tabi ki.
* Ha bir de en yakın arkadaşlarının sözünü daha fazla dinle.Onlar senin görmediklerini cam gibi görüyorlar unutma.
25 yaşımda bir çok şey öğrendim dedim ya, son dakikasına kadar hem de. En son canımı sıkan şey 25 yaşımın son dakikalarındaydı. Yeni yaşıma tüm sıkıntılarımı orada bırakarak girdim.
Yaşadığımız her şey kendi seçimimizdir. Mutluluklarımız da mutsuzluklarımız da.
İzin verdiğimiz ölçüde insanlar bize zarar verebilir ya da tam tersi yanımızda olabilir. Ben aslında sevdiğimi sandığım ama bana zarar veren birçok şeyi bıraktım orada.
Her yaşın yanında getirdiği bir olgunluk, akılcılık varmış. Ben bu sefer göz ardı etmemeye karar verdim.
Hayatım yanımdakilerle çok güzel. Yanımda olmayı seçmeyenler için başka hayatlarda mutluluklar dilerim, herkesi bir yerlerde bekleyen güzellikler var, aradığınız şartlara bağlı.
Benim artık beni zora, olumsuzluğa sürükleyecek hiçbir şeye ufacık bir yerim yok Hayat güzel ve her bir saniyesi benim onu keşfetmemi bekliyor.
(Yok yok kesinlikle içmedim)
Hadi öptüm o zaman ben sizi :) :)
Devamını Oku »

15 Mayıs 2014 Perşembe

Bitsin bu kömür karası günler...



İki gün oldu. İki gündür hiç bitmeyen bir baş ağrısı var, yanında iç acısı. 
Yaşadığımız kayıp tarif edilemez büyüklükte. Tam iki gündür izliyorum, okuyorum. Bu sefer inatla her bir resme bakıp anlamaya çalışıyorum. 
Nefes almakta zorlanıyorum, benim soluduğum her bir oksijen zerreciği ciğerimi acıtırken Soma'da hala daha maden başında yakınlarını bekleyenleri düşünemiyorum.
Çok büyük bu acı, her an sanki ordan babam, kardeşim, abim, sevdiğim, çıkacakmış gibi hissetmek...
İki gündür hiç durmayan göz yaşları döküyoruz, döküyorum. 
Buna hakkım var mı onu da bilmiyorum. Oturduğumuz yerden yazdığımız iki kelime ile kendimizi anlatarak sadece kendimizi rahatlatmaya çalışıyoruz aslında. 
Dünden beri her kareden ayrı acılar çıkarıyoruz.
Elinde not kağıdıyla çıkarılan ve son isteğinin oğlundan helallik almak olan babaya mı, henüz 8 ay önce evlenmiş 27 yaşındaki Burak'a mı, kolundaki  saatle evine kavuşmak için dakikaları sayan ama hiç kavuşamayan abiye mi, yoksa kurtulduğuna sevinemeyip baba olmaya hazırlanan arkadaşını kurtarmaya çalışan kahramana mı...
Her biri ayrı bir insanlık dersi, yaşama tutunma isteği. Ben kendi adıma hiç bu kadar lanet edip, bu kadar ötekileştirmemiştim kendimi bu ülkeden.
İnsanların yaşadığı tarifsiz acıdan siyaset yapan sözde insan ama gerçekte birer vicdansız, şerefsiz olan iki ayaklılar; gösteriş için iki kelime yazıp akşam eğlenmeye giden klavye delikanlıları, okullarda hiçbirşey olmamış gibi güle oynaya vakit geçiren sözde eğiticiler, hala olayı 'benim başbakanım'dan öte düşünemeyen asalaklar, yapabildiği tek şey ağlayıp, küfredip, yazmak, dua etmek olan ben...
Çok karmaşık çok acımasız çok tarifsiz günler yaşıyoruz. Bu acının boyutu daha ne denli büyür, kaç eve daha ateş düşer? Soma unutulup, bunca insanın katili İstanbul'a yeni bir gökdelen dikerken başka nereden canımız yanar? 
Çocuk ister 15 ister 19 yaşında olsun yeri 2000 metre toprak altı olmamalıydı. Bunca kadın eşsiz, evlatsız, bunca çocuk babasız kalmamalıydı.
Benim kalbimde bir yumru. Yaşadığım güzel anı, gördüğüm güneşi haketmiyorum Soma'da onca insan acılar içinde yanarken.
Bir sonraki ne bizim ne başkasının başına gelmeden son bulsun bu ızdırap. Sorumluları her bir hücrelerinde çeksinler aynı acıyı. Aldıkları her nefes yaksın vicdanlarını.
Bitsin bu kömür karası günler...
Devamını Oku »

27 Nisan 2014 Pazar

İzmir'e kaçalım mı?


Havalar ısınmaya başladıkça İzmir'den uzakta olan benim içimi kapladı mı bir memleket hasreti? Napsam nasıl etsem derken, bu hafta içinde okulların da üç gün tatil olmasını fırsat bilip yapıştırdım izni. Goştum geldim memleketime!
Ara tatilde sıkıntılı bir on gün geçirdiğim için ne yalan söyleyeyim bir soğumuştum burdan. Ama ne mümkün? Aşığım ben İzmir'e...
Cuma günü son dersten çıktığım gibi koyuldum yola, 9 gün tatil benim! Mis gibi hayayı içime çeke çeke feribot yolculuğundan sonra biraz yorucu ve sıkıcı bir otobüs yolculuğundan sonra evdeyim!
Otobüste koltuk yatırma olayını yanlış anlayıp bütün yolculuğu  kucağımda geçirmeye çalışan önümdeki yolcuya selam olsun.
Anne öpücüğü, baba sarılması derken ertesi gün Efe'ye kavuşmak en güzeli tabi!!



Kavuşmamızla delirmemiz arasındaki zaman farkı 30 saniye falandı sanırım. Resim öğretmeni ve karikatürist olan bir arkadaşımın özel boyadığı bir taşı da Efe'ye sihirli bir taş, dilek taşı diye hediye ettikten sonra anladım yaptığım hatayı.
Veledin ilk dileği teyzem 100 yıl boyunca bekar kalsındı. İkincisi ise bütün dinazorlar canlansın :)

İzmir hasreti, anne baba kardeş özlemi başka ama bu veledin hasreti bambaşka. Teyze olmak bence dünyadaki en güzel şeylerden biri.
Şimdi burasının tadını çıkarmak düşüyor bana. Bostanlı acayip güzel olmuş, daha da keyifleniyor yeni mekanlar açılıyor.
Hava 30 dereceyken üzerinize nisan yağmuru yağıyor.
Tekrar çocuk olmak güzel :)
Özlenen olmak da güzel ne yalan söyleyeyim. Huzur dolu bir tatildeyim ben buralarda. Hadi kaçın gidin siz de gönlünüzün istediği  bir yere :)

Devamını Oku »