6 Nisan 2014 Pazar

Denedik #1 - Meşhur Köfteci Sami Usta ( Karaköy - İstanbul )




İstanbul'da havalar güzelleşince iş sonrası gezmelerimiz avmlerden sokaklara kaydı haliyle. Son zamanlardaki favori semtim Karaköy. Bence bir çok insanın da öyle. Geçtiğimiz yıllara kıyasla Karaköy'de açılan cafe ve restaurantlar güzel bir hava kattı, hareketlendirdi Karaköy'ü.
Ben de kendimce gezip gördüğüm ve kendimce size de layık bulduğum yerleri paylaşmak istedim sizinle. 
İlk olarak en son gittiğim olsun dedim. 
Kendimize Karaköy'de şöyle hafifinden yiyecek bir şeyler bulalım derken tam karşımızda yukarıdaki manzarayı gördük bizim kızlarla. Bu sefer de sokak arası köftecisinde yiyelim, deneyelim dedik.
Ne kadar kötü olabilirdi ki, öğle saati olduğu için içerisi de baya kalabalıktı. 
Neyse ki kendimize bir yer bulduk köftemizi - piyazımızı -ayranımızı sipariş verdik. Bize hemen özel Sami Usta biber sosundan ikram ettiler. Utanmasak birer ekmekle yerdik de, utandık allahtan. Nefis!!
Salata ve piyazları her yerde bulabileceğimiz normal lezzette, zaten ekstra bir şey bekleyemezsiniz, adı üstünde salata. 
Ayranlar küçük cam şişelerde. Çocukluğumdan beri çok rastlamadığım bir durumdu bu. Pek sevindim! Cam şişedeki ayranın soğukluğu, tadı bir başka.
Köfte seçimlerimiz Akçaabat köfte , kaşarlı köfte ve pideli köfte oldu. Favorim pideli köfteydi. Kesinlikle çok lezzetliydi. Kaşarlı köftenin pek bir numarası yoktu ızgara köfte arasına kaşarlar koyulmuştu sadece. 
Bir dahaki sefere tercihim kesinlikle pideli köfte olacaktır. 
Yemeğimizi bitirip tam hepimiz mutluluktan karnımızı ovuştururken bu sefer de işletmenin ikramı olan çaylarımız ve koca bir tabak irmik helvası geldi. Hayatımda yediğim en iyi irmik helvası sıralamasında ilk üçe koyabilirim onu. 
Hal böyleyken biz hadi bir deneyelim dediğimiz öğle yemeğinden musmutlu kalktık.


Yolunuz  düşerse bence bir kez olsun deneyin Köfteci Sami Usta'yı.
Fiyatlar da normal seviyedeydi. 
5 kişi 120 tl ödedik.

Adres : Kemankeş Karamustafa Paşa Mahallesi 34425 Karaköy
Kolay tarif : Katlı Karaköy Otoparkı karşısı :)
Afiyet olsun :) 
Devamını Oku »

5 Nisan 2014 Cumartesi

Okuyorum Ben Ya.!

Ben bayılırım kitap okumaya. Sırf kitap okumak için bile gidip bir cafeye oturabilirim mesela. Alırım kahvemi geçerim cam kenarı bir masaya, oh mis!
Sevdiğim şeyleri yaparken laf olsun diye değil de, özene bözene yapmayı severim.
Kenarda sıkışayım da bir iki sayfa okuyayım demem mesela. Önce kahvemi hazırlarım, yanına bir iki atıştırmalık... Koltuğun minderlerini havalandırıp, üzerime de en sevdiğim örtüyü çekip yumulurum koltuk köşesine. Saatlerce dünya benim ondan sonra.
Kpss, şehir değişikliği, yeni insanlar, yeni hayat derken çok uzun süredir kitap okuyamadığımı fark ettim. Kitaplara aşık olan bir insan içi okuyamamak fazlasıyla sinir bozucu, hayatta büyük bir eksiklik demektir. Anlayamazsınız! :)
Neyse ki iş yerindeki arkadaşlarımın bir den ellerinde kitaplar türemesiyle ben de minik çabuk okunabilecek bir kitap edindim kendime. Ve pufff!!!
Büyü bozuldu! Kitaplarım ve ben yeniden biraradayız :)
Mart ayı içerisinde 5 tane kitap okuyup, 6.sını yarıda bırakmışım.


                                                      Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan


                                                    Emrah Serbes - Erken Kaybedenler


                                                          Raca El Sana - Riyad'ın Kızları


Emrah Serbes - Hikayem Paramparça


                                                             Coşkun Büktel - Fiyasko
                                   

                                                            Murat Menteş - Ruhi Mücerret

Aslında hiç alışkanlığım olmamasına rağmen Ruhi Mücerret'i yarıda bıraktım. Çok severek okumadığımı fark ettim. Hazır okuma şevkim yerine gelmişken kırılmasın istedim. Diğerleri kesinlikle tavsiyemdir.
Şimdilik hoşçakalım.
İyi okumalar :D
Devamını Oku »

15 Mart 2014 Cumartesi

Depresyonda mıyım? Yok canım!

Sizin de içinden hiç çıkamayacağınızı hissettiğiniz, hiçbir yere konduramadığınız ve bir o kadar da içinize sığdıramadığınız sıkıntınız oldu mu?
Öncelikle ben o sürekli melankolik takılan bloggerlardan değilim, zira olmayı hiç istemem, kendilerinden de hiç hazetmem. Ama mutluluklarımı çığlık çığlığa paylaşırken nefessiz yazarken, sıkıntıyı içe atmak samimiyet eksikliği değil midir?
Ben aslında çok uzun zamandan beridir mutlu yaşamayı öğrenen ve mutlu da yaşayan bir insanım. Küçük sıkıntıları göz/kulak ardı ederim. Her sıkıntının yeni bir mutluluk yaratacak bir kapı olduğuna inanırım.
Çok ciddi sıkıntılar olmadıkça kendime dert etmemeyi öğrendim uzun yıllar sonra.
Ama bazen benim de beceremediğim zamanlar oluyor, belki de becermek istemediğim.
Bu ara tam da o noktadayım. İçimde sebebini bilmediğim, gerçekten bilmediğim; belki de birden fazla sebebin bir araya getirdiği bir yumru. İşten, evden, arkadaştan, aileden, içmekten, yemekten, eğlenmekten... Hiçbirşeyden zevk alamaz hale geliyorsun. Hiçbir yer istediğin yer değil, hiçbir insan yanında olmak istediğin insan değil.Herkes biraz fazla, bazen de biraz eksik. Hiç tam da istediğin gibi değil.
Hayatımda ilk defa belki de tanıdığım herkesi bırakıp, herşeyi bir kenarı atıp hiç bilmediğim bir yere gitmek istiyorum. Bir süreliğine kimsesiz, tek başıma olmak istiyorum. 
Sevmediğim bir insanın yüzüne birlikte çalışıyor olmamızı, hergün yüzyüze bakmak zorunda olduğumuzu boşverip onu hiç mi hiç sevmediğimi bağıra çağıra söylemek istiyorum mesela.
Bana iki yüzlü davranan bir insana aslında yaptıklarını bildiğimi ama sırf benim insanlığımdan onun ne kadar pislik, işe yaramaz olduğunu yüzüne vurmadığımı söylesem mesela...
Bir zamanlar aşık olduğum adamın vazgeçilmez olmadığını, artık onun yanında bile oturamadığımı anlatsam ona...
Yalnız kalmak istediğimde kaçıp saklanabilsem bir yerlere...
Nasılsa ben alttan alırım diye düşünmese insanlar ve biraz da ben şımartılsam mesela, benim için birileri çaba gösterse...
Egodan kaçan bir insan olsam da az biraz da benim egom yükselse...
Sevildiğimi, gerçekten sevildiğimi hissetsem,duysam,bilsem.
Benim için bu aralar kolay değil anlayacağınız gülümsemek.
Gülümseyenlere, onları gülümseletenlere selam olsun..!



Devamını Oku »

11 Mart 2014 Salı

Ah çocuğum... Ah Berkin'im!!!



16 Haziran 2013...
20 gündür halk tvden başka bir kanal izlenmez oldu bizim buralarda ve Türkiye'nin bir çok yerinde.
Son dakika..
14 yaşındaki bir çocuk Okmeydanı'nda başına gaz fişeği isabet ederek ağır yaralandı.
Berkin Elvan...
Sen bizim 269 gündür tutunduğumuz umuttun, her sabah işe giderken ben yattığın hastanenin önünden geçerken gülümsedim sana otobüsten. Bir gün kapının önünde seni göreceğimizi hayal ettik.
O tatlı gülümsemenle, kapkara kaşlarınla...
Midem bulanıyor, gözüm gönlüm hiçbirşey görmüyor. Sen niye gittin çocuk! Çocuklar ölmez ki biz böyle öğrenmedik.
Şimdi biz ne yapsak, ne kadar ağlasak küfretsek neye yarar, senin o gülen gözlerin açılmayacak ki bir daha.
Her sabah geçerken yattığın hastanenin önünden bir gün seni görürüm kapıda diye dua ederken ben otobüste, sesleniyorum uyan artık bahar geldi belki duyarsın diye?? Geçmeye cesaretim, gücüm yok artık. 
Seni anlattım mesela ben bugün öğrencilerime ders yerine. Onlar seninle aynı yaştalar. Tek sorunları boş derste dışarı çıkamamak, evden kaçıp top oynamak olmalı çocukların.
Biz annene uyanacak dedik, şimdi hangi yüzle bakalım? Ben nasıl güleyim, sokağa çıkayım?
Küçük bedeninle herkesin gözyaşındasın sen şimdi, sen uyanacaktın, hepimizin küçük kahraman prensi olacaktın.
Uyanmadın.
Gittiğin yer umarım hastane yatağından daha rahattır.
Umuyorum ki orası soğuk değildir, sen orda Ali'yle birliktesindir.
Biz seni koruyamadık, biz seni uyandıramadık. Bizi affet!!
‪#‎HoşçakalBerkinim‬
Devamını Oku »

10 Mart 2014 Pazartesi

Aranan Suçlu Bulundu (:




Suçluyum. Hem de çok. Biliyorum ki ama. Önce de kendime. Çok vefasız da çıktım hem. Sen otur günlerce aylarca yaz, hayalin gerçek olsun ve yazmayı bırak. Yok öyle iş.
Off neler oldu neler, neler sığdırsam nerelere getirsem konuyu.
Yavaş yavaş sanırım, geriye dönerek hem de. Ben İstanbul'dayım ya şimdi mesela, dışarda kar da yağıyor hani. 26 yaşında 6. kar görüşüm bu benim, kar fakiri İzmirli bir insancık.
Dün fark ettim de 7 ay olmuş ben geleli, neredeyse koskoca bir sene olacak. Acı-tatlı genellikle tatlı 7 ay. Çok güzeldi, hala çok güzel, çok da güzel olmaya devam edecek.
Şimdilik bunu bilin.
Hepsini tek tek anlatacağım :)

Devamını Oku »

1 Ocak 2014 Çarşamba

2014

Her yeni yıla yeni umutlarla giriyoruz. Her bir seferinde bıkmadan, yeniden. Yeni bir yıl dönümünde hepimizin yeni umutları var yine, yeni dilekleri, gizli kendine sakladığı istekleri. Çok büyük anlamlar yüklüyoruz belki de. Bu kadar zorlamamak da lazım hani. 
Tek bir dileğim var benim bu sefer yeni yıldan, çok değil 
İsteyerek, bekleyerek, umutla bekliyoruz önümüzdeki 365 günü  
Mutlu an'lar!!
Devamını Oku »

30 Aralık 2013 Pazartesi

Ne de güzel bir yılmış 2013 (:

fotoğraf.JPG görüntüleniyor


Şimdi  bana deseler ki " Yaşadığın 25 yıla geri dön, birini seç ve yeniden yaşa."
Kesinlikle seçimim 2013 olurdu. Defalarca, binlerce kez söyledim hatta çokça öncesinden. 2013 benim senem olacak diye. Olmadı mı? Pek de güzel oldu.
Azcık hayırsız olmuşum ben, sıkıntılı anlarda pıtır pıtır yazarken aylardır yazmamışım meğer.
Malum yılbaşı gelince, yeni yıla girmenin arifesinde bir koşu gidip yazayım beri dedim.
Buralardan uzak kaldığıma bakmayın, aslında ben bu aralar pek şahaneyim :)
İlk altı ayı biraz koşuşturmacalı, son altı ayı pek çok heyecanlı geçti 2013'ün.
O yıllarca ensemde dikilen kpss ile sonunda barıştık. Ben çok özlediğim İstanbul'uma kavuştum. Ve bu sefer İstanbul bana yeni çok güzel insanlar getirdi.
Yine kendi evim oldu. Bu sefer yanında korkmadan gözümü kapayabileceğim ev arkadaşım, 16 yıllık jokerim :)
İzmir'i , evi, aileyi bırakıp buraya gelmek hep zor. Ama bu sefer ben İstanbul'a emin adımlarla koşarak geldim. Tam 2,5 yıl önce dönerken bir haziran gecesi, biraz yenilgiye uğramış halde; hep bu geri dönüşü beklemişim meğer ben.
Şimdi buradayım. İstanbulda. Kapısını kendi açtığım, kira kontratında benim ismim olan, adıma doğalgaz faturası gelen evimde. Benim, bizim evimizde. Salonumda mor koltuğumda oturuyorken, ve fonda çalıyorken Birsen Tezer...
Haftasonu ağırlamışsam evde arkadaşlarımı gönlümce, birken beş olmuşsam belki de. Bazen iki..
Günün herhangi bir saatinde çalınıyorsa kapım.
Bazen bir hafta boyunca yalnız hiçbir anın kalmıyorsa da evde...
Gözünün içine bakıp kimisinin huzur buluyorsam..
Ve sırıtıyorsam mütemadiyen.
Ve yıllar sonra karda yürüyüp, kartopu oynayabildiysem :)
Yıllardır beklediğim Birsen Tezer konserine gitmişsem mesela.
Gezi'de yiyemediğim biber gazını cuma günü yemenin haklı gururunu yaşıyorsam.
Aklıma düştükten sadece 15 dakika sonra İstiklal'de olabiliyorsam.
Deniz kenarında çekebiliyorsam tüm akciğerime o mis gibi biraz buruk havayı.
Lanet etmeden gidiyorsam her sabah işime, ve öğretebiliyorsam küçücük de olsa önce  hayatı onlara.
4 ay önce adını bile bilmediğim bir sürü insan varsa şimdi yanında sanki yıllarca yanıbaşındaymışçasına.
İstediğim zaman uyuyup istediğim zaman çıkıp yürüyorsam kulağımda müziğim saatlerce.
İzmir'li sıfatına sahipsem hem de :)
Yaşasın o zaman yaşamak.
Ne güzel gelmiş o zaman 2013.
Azcık görsün de utansın 2014, daha iyisini yapsın :)
Kırmızı mini cooper mı? Hadi canım valla mı  :))




Devamını Oku »