29 Temmuz 2015 Çarşamba

#DirenOptimizm

Öncelikle şu şarkıyı buraya bir iliştireyim.


Şarkıyı ilk dinlediğim andan beri bana garip bir huzur veriyor. Böyle içinde çiçek açan cinsten. Sözleri falan da değil, tınısı, müziği, akustiği vs. Bağıra bağıra hem de söylüyorum evde baya.
Uzun zamandır İzmir'deyim yaz tatili sebebiyle. Ve yine o çok uzun zamandır ilk defa evde yalnız başıma vakit geçirebildiğim bir gün buldum. Sabah aldım kitabımı gittim sahile sabahın yedisinde.   Açtım son ses müziğimi, acımadım 3 tane milföy börek için fırın çalıştırdım, mis gibi kokuyorlar mutfaktan bana doğru. Sonra çayımı demledim, yasemin çiçeği topladım bahçedeki ağaçtan, attım çayımın içine, huzur olsun bana diye. Küçük bir bardağa su içine de iki üç dal çiçek koyup iliştirdim masamın üstüne. Uzun zamandır konuşmadığım arkadaşlarımla konuştum telefonda. 
Sonra sarıldım bilgisayarıma. Yazmak en iyi terapi bana. Kızdığımda, sevindiğimde, üzüldüğümde, mutsuzluğumda, kırgınlıklarımda yazmayı severim en çok. Çevremdekilere de yazmaya bayılırım. Bazen bir mesaj, bazen iliştirilmiş bir not bazen de koca bir mektup.
Ruhunuz bir başkasının hayatında başarılı olmaktansa kendi hayatında başarısız olmayı tercih eder.
Bak işte yazıyorum beni baştan!!!!


Devamını Oku »

24 Temmuz 2015 Cuma

Choose Yourself

Bazı söz kalıpları yabancı dilde daha vurgulu gelebiliyor, istediğim manayı vermiyor Türkçe'ye çevirince. O yüzden bu sefer böyle olsun. Neden bu seferki konumuz bu derseniz de...
Bu sıralar yıllık izinde olduğum için fazlasıyla boş vaktim var ve etrafı, ailemi, arkadaşlarımı, yaşadıklarımı irdeleme şansı buluyorum çokça. Sonunda vardığım tek bir sonuç var, biliyordum emin de oldum. Herkes bu hayatta kesinlikle kendi seçimlerini yaşıyor. Ben de dahil. Bilinçli ya da bilinç dışı seçtiğimiz hayatı yaşıyoruz, yolunda gidiyorsa ne ala. Yok eğer bir sıkıntı çıkarsa yanımızdakileri suçlamaya başlarız. Kötü giden gidişatımızın hıncını en yakınlarımızdan alıp kendimizi aklımızca(!) rahatlatmak isteriz. 
Ama ben de biliyorum gerçeğin böyle olmadığını, tıpkı sizin gibi. Genelleme yapmayacağım. Kendi üzerimden gidersem, bazen direkt bazen de dolaylı yollarla seçtiğim hayatı yaşıyorum. Seçtiğim mesleği yapıyor, seçtiğim şehirde seçtiğim evde yine seçtiğim insanla yaşıyorum. Yaşamayı seçtiğim bir ilişkinin içindeyim. Seçtiğim arkadaşlıklarım var ve yine benim seçtiğim sınırlar içinde bana uzak ya da yakınlar. Tabi ki opsiyonlar mevcut, tek değişken ben değilim, ama kendi hayatım için en önemli değişken yine benim. 
Şimdi bakıyorum da şimdiye kadar boşuna kızmış boşuna üzülmüşüm kötü zamanlarda. Çünkü başkalarının size iyi ya da kötü davranmasının müsebbibi yine sizsiniz. 
Birine iyi davranmayı ve ona fedakarlık yapmayı siz seçiyorsanız bu yüzden takdir görmeyi beklemek biraz çıkarcılık değil mi?
Geleceğinde sizinle olan bir hayatı seçmeyen birine bugünü koşulsuzca yatırmak ne kadar mantık dışıysa, o gelecekte yalnız kaldığınız ilk o anda ağlamak, bağırmak, küfretmek boşa olacak. Çünkü içten içe ne olacağını biliyorsunuz. O zaman yapılacak şeyin aslında ne olduğunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Sadece biraz cesaret.
Ayna ilişkisi yaşamak önemli. Her şey karşıdan geldiği kadar gitmeli. Maddi düşünmeyin. Sevgi de öyle, özveri de, kibir de, heyecan da... 
Aile ilişkisinde de bu böyle, dostlukta da , arkadaşlıkta da. 
Vereceğin önemli kararların arifesinde böyle kompleks bir şekilde sorguluyorum herşeyi, genelde yazarak. Unutmamak için, unutmayalım diye.
Şimdi ben yine hayalini kurduğum gibi bir yaz tatili yaşayamamanın verdiği kırgınlıkla yeni planlar yapıyorum. Sorguluyorum. Etrafıma bakıyorum. Sonra ne ona ne buna kızıyorum. En başa dönüyorum. Seçtiğim tavır yüzünden belki de oyun oynamayı bilmediğim için açık ediyorum elimi. Pişman mıyım? Ben buyum. Seviyorsam kibir için öte gidemem. İstiyorsam afra tafra için elimle itmem. Ama göz göre göre aptal yerine konmaya da müsade etmem. 
Havada adlandırmaya bile çekindiğim şeylerin kokusu var. Artık ne kırgınlıklarımdan bahsediyorum, ne kızgınlıklarımdan ne de isteklerimden. 
Kimseden bir şey istememeyi kafama vura vura öğrendim ben.
Konser mi bir kere söylerim. İkincisi zorlama olur çünkü. "X" bir yere gitmek istiyorum, "y" yi almak istiyorum, "z" zamanda sadece seninle olmak istiyorum vs vs.... Bunlar hep bir kere çıkar ağızdan. 
Ne ailemden, ne arkadaşlarımdan, ne hayatımdaki insandan bir şey istememeyi böyle öğrendim ben. İsteyenlerin el üstünde tutulduğunu göre göre hem de. 
Değer mi dedim kendimden vazgeçmeye.
Aaaaa s******r dedim ondan sonra.
Ben buyum, kendimi çok seviyorum böyle olduğum için de.
Gerisi varsın beri gelsin.

Devamını Oku »

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Seni yazarak yeneceğim ey 27!



O çook uzaklarda duran 27 geldi çattı ya la! Hatta ilk 15 günü geçti bitti bile. Dolu dolu geçti, belli ki geri kalan 50 haftası da öyle geçecek. Genellikle yıl başında yaptığım yapılacaklar listesini bu sefer doğum günümde yapmayı uygun buldum. Hatta yaptım bile! Ama kaybettim :(
Evet benimle dalga geçin çünkü ben çokça geçtim kendimle. Şimdi dans ederek, evet bildiğim dans ederek yaptım o listeyi. Saçmalamayın buraya yazarken tabi ki oturuyorum. Ama dans şarkılarım kulağımda.

Çook kocaman, boyumdan çok çok kocaman hayallerim var 27 için. O meşhur 27 lanetini ben kıracağım ey dünya! Ve hiçbirşeyin, hiçkimsenin en çok da kendimin bunu baltalamasına izin vermeyeceğim ki :)

En birincisi, en önemlisi bu sefer diyeti bozanı çölde atlılar kovalasın. Evet evet bildiğin AT kovalasın. Bu ne aymazlık, bu ne caymaklık a kuzum demezler mi adama? Yarından itibaren sabah yürüyüşlerine başlıyorum. Sabah 8'e kadar check-in yapmazsam arayıp uyandırın beni, valla bak.
Normal şartlar altında yarın 15 günlük Avrupa turu için Berlin'e uçacaktım erkek arkadaşımla. Ama bu hayatta hayal kırıklıkları var, Büyüklerinden birini yaşadım, ama bu bana çok da büyük bir ders verdi. Kimseye %100 ayak bağlamayacaksın bu hayatta. Ha salak mısın kızım yeni mi öğrendin diyorsanız, ara ara güncelleme yapmak gerekiyor bende.

27'nin en büyük ikinci hayalini açıklıyorum. Ta ta ta taaammm...
Yurt içinde: Datça, Kabak, Bozcaada, Gaziantep, Kapadokya, Eskişehir ve yavru vatan Kıbrıs. 
( Eskişehir geçen hafta yaptığım iki günlük geziyle tamamlandı :))
Yurt dışında: Amsterdam, Paris, Roma, Berlin, Barcelona, Prag, Santorini.
(İlk defa yurt dışına çıkacak birinin klasik talepleri :))

E üniversite biteli 5 sene oldu. Bir yüksek yapalım da şanımız yürüsün diyerekten ve dertli başıma daha çok dert alaraktan yüksek lisansa başlayasım var.Büyüyünce de doktora yaparım artık ben. Ben de üniversitede check-in yapmak, "bitmeyen tez yapmışlar" hashtagli fotoğraflar paylaşmak istiyorum instagramımda, çok mu şey istiyorum arkadaşlar?

Çook çok sevdiğim bir işi yapıyorum ben, öğretmenlik. Biliyorsunuzdur haliyle :) Bu sene o konuda da sınırlarımı zorlayıp Okmeydanı dışına çıkaracağım çocuklarımı. Comenius mu dersin twinning mi dersin ne dersen de, ben o salla başı al maaşı öğretmen olmadım  senedir, bir 25 sene daha olma hiiç niyetim yok.

Henüz ehliyetimi almamış olsam da seneye yaza bir dört tekerli dütdütüm olsun, onla takılayım, orası senin burası bizim çılgınlar gibi gezeyim de istiyorum hani. Bu nedenle yıl içinde sağlam bütçe sıkmalı, ekstra çalışmalı yoğun mu yoğun bir sene bekliyor beni.

Evlilik ve çocuk konusunda teyzelik tecrübelerimi başarıyla arttırmanın peşindeyim. O konuyu 28'e bırakıyorum, hepsini şimdiden yaparsam 28 üzülür, kahrolur. Ona da heyecan lazım..

Ve tüm bunların yanında yazmayı, okumayı, kendimle vakit geçirmeyi çok özlediğimi fark ettim. Bu üçünden asla feragat etmeyeceğim bir sene istiyorum.

Ve tabii ki AŞK! Çoklukla mutluluktan havalara uçtuğum bazen mutsuzluktan dibe vurduğum, bazen sinirlenip çokça triplendiğim ama çok çok sevdiğim adamla dünyalar kadar güzel günleri bekliyorum...

Yazarak büyümek, yazarak dinlenmek, yazarak dinlemek istiyorum...
Buruğum, yarın Berlin'de olmayı hayal ederken şimdi o aylarca kurduğum hayallerimi çöpe atıp gerçeklerle yüzleşiyorum.
Ama yenilerini kurmaktan vazgeçmiyorum.
Hadi bakalım.
Yazdım yine avuçiçine hayellerimi.
Gerçekleşmelerini sabırsızlıkla bekliyorum....



Devamını Oku »